|
Hastanede
Cinayet
Yemek saati gelmişti… Hasta kadın düşündü;
acaba hastanenin yemekleri nasıldı? Bir süre sonra kapıda tombul,
kirli beyaz önlüğüyle neşeli bir kadın belirdi ve yemek arabasıyla
içeri girdi.
"Eveet hanımlar yemek vakti".
Hastabakıcı kadın, tepsiyi masaya koyduktan sonra elindeki kepçeyi
önce çorbaya ardından kompostoya daldırdı. İkinci bölmeye
çorbalı kompostoyu koyan hastabakıcı kadın, eksik kahverengileşmiş
kirli
çürük dişleriyle gülümsedi ve
“Canım nasılsa aynı yere gidecek" dedi.
Sanki kadın gülümsemiyor da bir korku filminin başlangıcını haber
veriyordu. Filmin başrol oyuncuları da hastalardı elbet…
Doğum Öncesi
Kabus
|
 |
|
Munch -Sırp, Slav, Selb |
Genç hasta uzun süre burada yatacağını ve iyi beslenmesi
gerektiğini biliyordu. Çalışanlarla iyi geçinmeliydi. Hastabakıcı
üçüncü bölmeye havuç kızartmalı yoğurdu koydu ve genç kadına uzattı.
Genç kadın çorbalı komposto ve kompostolu havuç kızartmasını alıp
hastabakıcıya tebessüm etti. "Doğru, nasılsa hepsi aynı yere
gidecek."
YOKSA KATİL UŞAK MI?
Hastabakıcının tavrı kadını içten içe rahatsız
etmişti ama çoktandır badanasız olduğu belli
duvarların üzerinde yürüyen hamam böcekleri kadar değil.
Hafif tiksinti duydu ve "Duvarda gezen hamam böceklerinin
kendisini ısırmasından korktu. "Acaba gece gelip üzerinde gezinirler
miydi?”
"Ya hastane mikrobu kaparsam, ya ameliyat masasında kalırsam, ya
..."
Kadın yemekleri beğendi, zaten hiç yemek ayırt etmezdi, hatta o an o
yemekler çok lezzetli gelmişti. Çünkü orada yatan diğer kadınlarla
aynı sorunları paylaşmanın verdiği bir yakınlık
vardı.Şakalaşıyorlardı, güzel şeyler düşünüyorlardı ve birbirlerine
destek oluyorlardı.İnsanlık her koşulda öne çıkıyordu, belki böyle
zamanlarda daha çok.
Hamile kadınların mideleri hassas olur, oysaki herkesin tek
düşüncesi; sağlıklı bir şekilde bebeklerini kucaklarına alıp mutlu
yarınlara yelken açmaktı.
Burası devlet hastanesinin sorunlu gebelikler bölümüydü. Yüksek
tansiyon, akraba evliliği, bel fıtığı, şeker hastalığı gibi sorunlu
hamilelikler bu koğuşta tedavi görürdü. Birçoğu da benzer
psikolojik düşlemlerin içinde beklerdi doğumu...
KATİL UŞAK DEĞİL,
HASTABAKICI DA SUÇSUZ
Peki ya suçlu kim?
Kader mi?
|
 |
|
Munch
Yakılmış Bir Cesedin Külleri |
Peki ya suçlu kim? Kader mi?
Yukarıda anlattığım hastane manzarası, bir dönem benim de
yattığım bir hastane koğuşunda yaşandı. Aaaa ‘peki ama bize
neden bu olayı anlattın bu yazı ne anlatıyor’ mu diyorsunuz.
Cevaplayayım; Bir kere bir korku hikaye denemiyorum. Eğer öyle
yaptığımı düşünenleriniz varsa hemen söyleyeyim; Bu yazının
sonunda katil uşak çıkmayacak, hastabakıcı da masum...
Peki ya hastalar, neden Avrupa standartlarında tedavi görmüyor.
Neden pek çok köyümüzde tam teşekküllü hastaneler yok, neden
şehrin göbeğinde çocuk ölümleri tavan yapıyor ve neden "Dünya
Sağlık İstatistikleri"nde ülkemiz bu kadar gerilerde kalıyor.
|
 |
|
Munch -The
Scream Çığlık |
Suçlu kader mi,
yoksulluk mu yoksa sistem mi?
Suçlu kader
mi, yoksulluk mu yoksa sistem mi?
Eğer "Dünya sağlık istatistiklerinde bebek ölümlerinde ülkemizin
bütün Avrupa ülkelerini geride bırakıyor ve dünya sıralamasında da
yıllardır en üstlerde yer almaya devam ediyorsa; elbette ki suçu
kadere atıp, sorunu çözemeyiz.
Ama korkmayın çünkü sizi sıkıcı istatistiki rakamların içinde
boğmayacağım. Sadece konuyu düşündürmekle yetineceğim.
Neden mi? Çünkü pek çoğumuz, kendimizin ya da bir yakınımızın başına
kötü bir olay gelmedikçe sağlık, hukuk gibi konularda var olan
aksaklıklar üzerinde düşünmeyiz de ondan.
Kısaca bu yazı, hayatın hızlı akışı içinde gözden kaçırdığımız
gerçekleri size, bir nebze olsun hatırlatabilmek için yazıldı.
HASTALAR SAĞLIK
PERSONELİNDEN HUZUR VEREN BİR SES DUYMAK İSTER
Pek çok
sağlıkçı çalışma koşullarının ağırlığı altında ezilirken hastalarına
sevgiyi sunar ama...
|
 |
|
Munch -Hasta
Çocuk |
Pek çok sağlıkçı çalışma koşullarının ağırlığı altında ezilirken
hastalarına sevgiyi sunar ama...
Bir hasta için hemşirenin sıcak bir tebessümünü görmek, doktordan iç
rahatlatan güzel bir teselli sözü duymak çok önemlidir.
Hastalıkların tedavisinde hastanın hastalığı yeneceğine dair inancı
ve psikolojik durumu da önem taşır. Kısaca hastalar insan sesi
duymak ister insanlardan ilgi bekleriz. Doğrusu ya yukarıda
bahsettiğim hastanede yattığım dönemde hastane personelinin bir
çoğundan bu ilgiyi görmüştüm. Gerek doktorlar gerekse hemşireler
öyle şefkatliydiler ki. İnsana hizmet vermek ve sağlıkçı olmak onlar
için kutsal bir görevdi. Ancak maaşları o kadar düşük çalışma
koşulları da o kadar ağırdı ki; ister istemez hayatın üstlerine
yüklediği ağır yük o tebessümün altından hissedilirdi.
Doktorlara ve
hemşirelere o kadar güven duydum ki, içimde minnet duyguları hep
benimle yaşayacak, bugün doğum için bir tercih yapsam yine aynı
hastaneyi tercih ederim. Ama biz insanlar neyi hak ettiğimizi
biliyoruz, o yüzden hastalar içinde sağlık çalışanları içinde neden
daha güzel, daha iyi koşullar olmasın ki.
ESKİ TÜRK
FİLMLERİNDEKİ İDEALİZE KARAKTERLER VE GERÇEK HAYAT
|
 |
|
Eski
Türk Filmleri |
Eski Türk filmlerine göre;
doktorların hepsi iyi, hemşirelerin tümü güler yüzlü, polislerin
tamamı babacan, öğretmenlerin bütünü idealisttir.
O filmlerde kötü
eğitimci, sağlık personeli ya da hukuk adamı olmaz. Ama gerçek bu
mudur?
Elbette hayır. Değişip düzelmek daha sorunsuz yarınlara ulaşmak
istiyorsak; şapkamızı önümüze koyabilmeli ve eleştirilere açık
olmalıyız.
Hastane
Odasından Bir Anı
Yazının başında anlattığım hastane odasında
tanıdığım hastabakıcıların birçoğu benim filmlerde görmeye alıştığım
hastabakıcılar gibi merhametli değildi.
|
 |
|
Edvard Munch Medusa |
|
 |
|
Munch - Ölü
Odasında Bekleyiş |
Doğum sancısı çeken kadınlara öyle şeyler
söylerlerdi ki, anlatmaya bile utanırım... Peki ya temizlik?
O da filmlerdeki hastane odaları gibi temiz değildi. Mesela
sezaryenle doğum yapan kadınların kullanabileceği alafranga
tuvaletler yoktu, olanlarsa hep arızalıydı, çarşaflar kirli duvarlar
leş gibiydi. Hastanenin duvarlarına bakar ve "burası bir temiz
badana
olsa ne güzel olur" derdim. Ama olmazdı...
O hastane teknik açıdan yeterliydi ama bu hiç teklemeyen bir
telesekreteri dinlemek gibi bir etki yapardı. Teçhizat tek başına
yeterli gelmezdi hastalara. Çünkü hastalar bilgilendirilmek ve
temizliklerine önem verildiğini görmek ister. Hastalıkla mücadele
ederken o mücadelede onunla birlikte savaşan sağlık ekibinin dost,
sıcak insan sesini duymak ister.
Sancı odasında bir yatakta iki kadın yatardı. Kollarında serum
takılıydı kadınların. Orayı gören biri kendisini 2.dünya savaşında
bir hastane odasında zannedebilirdi. Son yıllarda bir yakınımın daha
yolu düştü aynı hastaneye, sordum: "nasıl buldun hastaneyi?"
cevabı beni dehşete düşürdü "Ay ablaaa, sen nasıl doğurdun orda, bir
daha asla gitmem". Cevap netti, demek hiçbir şey değişmemişti.
İDEAL BİR
HASTANEDE OLMASI VE OLMAMASI GEREKENLER
"Kimyanın başı temizliktir",
Sağlıkta ve
Laboratuarlarda Pisliğin Mazereti Yoktur
|
 |
|
Munch -Moonlight,
Ayışlığı |
|
 |
|
Munch -Separazione |
Çözüm nerede, tabii ki bilimde. Bir laboratuarın bütün masalarında
kocaman harflerle aynı yazı yazıyordu. "KİMYANIN BAŞI TEMİZLİKTİR".
Çünkü temizlik olmadan laboratuarlarda güvenli çalışamazsınız.
Diğer sağlıkçılar da temizliğe dikkat ederler tabii ki. Hem kendi
güvenlikleri, hem de hasta sağlığı ve yaptıkları iş gereği temizliğe
dikkat etmek zorundadırlar. Bir laboratuarcı günde sayısız kere
elini yıkar, eldiven değiştirir.
Hastanelerde Mikrobiyoloji uzmanları belirli aralıklarla bebek
odalarını ve diğer steril (arınık) ortamları kontrol ederek
bakterileri tespit eder, sterilizasyon uygulattırır. Çünkü her şeyin
mazereti olsa da pisliğin mazereti yoktur.
Hastanelerde, çalışanların eğitimi genellikle çalışanlara gözdağı
verilerek değil, neyin nasıl yapılması anlatılarak yapılır. Hizmet
içi eğitim uygulanmalıdır. En iyi temizlik elemanı sertifikası,
güzel bir ödül olabilir mesela. Başhekiminden, laborantına,
temizlikçisine kadar her birimin kendi alanında en iyi olması
gerektiği, her işin birbirine bağlı ve önemli olduğu gerçeği
vurgulanmalıdır. Yaptıramıyorsanız, beceriksiz bir yöneticisiniz.
Özel hastanelerin bir bölümünde hastanın hasta değil de müşteri
gözüyle görülmesi ise yanlıştır. Hastaların hataları yok mudur?
Elbette vardır. Örneğin 36 saat nöbet tutmuş bir çalışana “oh
nasılsa paramla yaptırıyorum, istediğim kadar soru sorar, istediğim
kadar meşgul ederim” gibi yaklaşmak doğru değildir. Çalışanlar da
insandır ve güçleri sınırlıdır.
Özel Hastaneler,
Otel Hizmetleri ve Ahlaki Anlayış
|
 |
|
Munch -Slight
Eight |
|
Bebeklerin Ulusu Yok
|
|
İlk kez yurdumdan uzakta
yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Başlarını tutuşları aynı
Bakarken gözlerinde aynı merak
Ağlarken aynı seslerin tonu
Bebekler çiçeği insanlığımızın
Güllerin en hası, en goncası
Sarışın bir ışık parçası kimi
Kimi kapkara üzüm tanesi
Babalar çıkarmayın onları akıldan
Analar koruyun bebeklerinizi
Susturun susturun söyletmeyin
Savaştan yıkımdan söz ederse biri
Bırakalım sevdayla büyüsünler
Serpilip gelişsinler fidan gibi
Senin benim hiç kimsenin değil
Bütün bir yeryüzünündür onlar
Bütün insanlığın gözbebeği
İlk kez yurdumdan uzakta yaşadım bu duyguyu
Bebeklerin ulusu yok
Bebekler, çiçeği insanlığımızın
Ve geleceğimizin biricik umudu...
|
|
Ataol
Behramoğlu |
Sağlık personeli, insana hizmet için
çalıştığını bilmelidir. Elbette tüm sağlık personeli
ekmeğini yaptığı iş nedeniyle kazanır ancak çalışırken bu
düşünülmemeli, ahlaki anlayış yani "Sizin kendi anne babanız,
yakınınız ya da siz hastaneye hasta olarak gitseniz nasıl bir ilgi
görmek isterseniz hastalara da öyle davranın." anlayışı öne
çıkarılmalıdır.
Özel
Hastanelerin Özel Olmasından Kaynaklanan Özel Problemleri
Kimi zaman, özel hastanelerde; devlet
hastanelerinden farklı bazı sorunlar yaşanabiliyor. Pek çok özel
hastanenin sahibi sağlık personeli içinden yetişmemiş insanlardan
çıkabiliyor. Bu da hastane sahibinin olaya daha çok işletmeci
mantığıyla yaklaşmasına
sebep olabiliyor. Elbette sağlıkçı olmayan insanların da sağlıkçı
ciddiyetiyle olaya yaklaşması mümkündür ama kesin değildir. Bu
konunun ayrıca incelenmesi gerekir.
Nadiren de olsa kimi hastaların şu şekilde konuştuğunu duyarız: "Ay
şekerim özel var özeeeel. Şurda mı doğursaaam burda mı?". Bu da işin
trajikomik yanlarından biri olsa gerek. :)
 |
|
Munch Annenin Ölümü |
Kantin mi Pastane
mi?
Bazı özel hastane kantinlerine gittiğinizde
kantin değil de resmen pastaneyle karşılaşırsınız. Her yerde tedavi
gören hasta aynıdır, hepsi, hastanelerde olması gerekenden fazla
lüksü doğru bulmuyorum. Aynı şekilde A hastanesinde çalışan sağlık
görevlisiyle, B hastanesinde çalışan sağlık görevlisinin aldığı
ücret arasında uçurum olmamalıdır, çünkü yapılan iş aynıdır. Aslolan
en iyi sağlık hizmetinin verilmesidir.
Hastane idarecileri özel bir otelin işletmecisi değil, sağlık
hizmeti veren bir hastanenin başında olduğunu hiç unutmamalı ve
denetimleri çok sıkı yapmalıdır. Elbette bu denetimler hastanenin iç
mekanizmasıyla sınırlı kalmamalı bakanlık ve meslek kuruluşları
düzeyinde de her türlü denetim yapılmalıdır.
Denetim Nasıl
Yapılmalı?
Siz de üzülüyorsunuz biliyorum; bebek
ölümleri, yanlış operasyonlar... Bunların hiç olmamasını diliyoruz
da, çözüm ne?
Bir hastane nasıl denetlenir? Bu noktada tam bilgi sahibi değilim
ancak sanırım, öncelikle hastanenin imarına, donanımına, temizliğine
bakılır.
|
 |
|
Edvard Munch -Ses |
Temizliğe kim bakacak, bakterileriler nasıl tespit edilecek,
cihazların kalibrasyonu (ölçümlemesi) nasıl incelenecek, sağlık
kurumlarının düzenli çalıştığına nasıl bakılacak, denetimleri kim
yapacak. Elbette burada yine bilim insanlarına görev düşüyor. Bütün
bu denetimlerin Biyokimya ve Mikrobiyoloji uzmanlarınca denetlenmesi
ve denetlenmelerin yine analizlerle somut verilere dayanması
gerekiyor. Sağlık denetim ister ve bu denetimi yapmak için konunun
uzmanları görevlendirilmelidir. Peki ya durum ne!
Sağlığın Bedeli
Olur mu?
Bence sağlık ve eğitim her bireyin en temel hakkıdır. Herkesin
sağlıklı yaşama ve eğitim alma hakkı devlet tarafından güvence
altına alınmalıdır. Devlet vatandaşına tümüyle ücretsiz sağlık ve
eğitim olanakları sağlamalı ve gerektiğinde tüm masrafları
finanse edebilmelidir.
Fakat şu andaki tabloya bakınca, insan sağlığı açısından acil
radikal önlemler almak şarttır. Hepimizin bildiği sağlık haberlerini
gazete başlıklarını buraya taşımak, sorunları tek tek sıralamak
istemiyorum ama hiç değinmemek de olmaz...
Gündemdeki
Konulara Sağlık Düzleminde Genel Bakış
|
 |
|
Munch -Anziety |
Aniden hastalandınız siz ya da yakınınız devlet hastanesine yolunuz
düştü, ya tahlil parasını ya da başka bir sağlık hizmetini para
verip yaptırmak zorunda kalınca apışıp kalacaksınız kral dedenin
düdüğü gibi, önce paranı cebine koy, sonra hastalan. Eğitime
ülkemizin her yanında aynı önemi vermiyoruz.
Dahası okuttuğumuz insana da değer vermiyoruz. İnsanlar cahil, daha
fenası hem cahil hem ukala, böyle olunca da iktidarlar değişiyor,
partiler değişiyor ama kan davaları, mahalleler arası kavgalar, daha
bir sürü kavgalar, trafik kazaları değişmiyor. Tersanelerde ölümler
sürüyor. Eğitimden ve sağlıktan tasarruf edilmez. Hastanelerin
acillerine bakıp orada yitirilen maddi ve manevi kayıpların çok daha
vahim olduğunun görülmesi gerekir. Sağlığa ne kadar bütçe, eğitime
ne kadar bütçe ayırıyoruz, araştırın. Sağlıkta tekelleşme,
muayenehanelerin kapatılması, her iktidarın kendi kadrolarını
yerleştirmesi, daha bir sürü yeni uygulamalar bizlere yansıyacak
bence bekleyip görmeyelim, ömrümüz beklemekle geçiyor. Çünkü
irdelemekten uzağız, bananeci olduk, önce bebekler niye ölüyor diye
düşünelim, sonra çocuklarımıza nasıl bir yarın bırakıyoruz diye
düşünüp sorgulayalım. İstihdam paketini basın-yayın organlarıyla
takip edebilirsiniz. Sigarayı yasaklayıp, pasif içicilerin
akciğerlerini koruma altına alan düşünceli iktidarımızın, 1 Mayıs
günü insanların üzerine nasılda biber gazı püskürttüğünü gördük.
Zira Şişli Etfal'in aciline gaz bombası atılmıştır, hastalar, hasta
yakınları, sağlık çalışanları ve çevredeki vatandaşlar mağdur
edilmiştir. Neyse ki sağlıkçıların sendika çalışmaları da bir o
kadar sevindiricidir.
Ben bu yazıyı aklımda kalanlarla yazdım çizdim, düşünüyorum da
görmek ve çok azına değinebildiğim sağlık sorunlarını tartışmak için
ille de sağlıkçı olmak gerekmiyor. Şimdi düşünelim, kim bizim
sağlığımızı düşünüyor, kendimiz, kim en çok para kazanmayı hak
ediyor, onca yıl okuyan hekimlerimiz, bırakalım da bu ülkede
hukukçular ve hekimler para kazansın, çok parası olan siyasete
girmesin, siyaset para kazanmak amaçlı cazip bir meslek olmasın,
ülkesini seven hizmet etsin.
Tefecisi, mafyası, vasıfsız, alakasız bir sürü kişi çok paralar
kazanmasın. Sağlıkçıların ve diğer emekçilerin hak arama kanalları
kapatılmasın, sendikalar teşvik edilsin, işçiler haklarını
unutmasın, unutturmaya çalıştırılmasın.
Son Söz: Çözümü
Bulmak İçin Çözümü Aramak Gerek
Bırakın da sorunlarımızı konuşalım, tartışalım. "Hastanede mikrop
var, fakat mikroptan konuşmak yasak, o halde mikroba nasıl çare
bulacağız.
Sorunlara kalıcı
çözümler, ortaya çıkacak aksaklıklardan korkmadan sorunları
tartışabilmekten geçer.
Figen Füsun
Pehlivan, Grafik Saati, İstanbul

Editör Mail:

(*): Ayrıca
http://www.istabip.org.tr/kategori/155/ adresinden
konuyla ilgili farklı görüşlere ulaşabilirsiniz. |