|
|
BAŞA
DÖN - İÇİNDEKİLER |
|
Küresel ısınma, dünya atmosferi
ve okyanuslarının ortalama sıcaklıklarında belirlenen artış için
kullanılan bir terimdir. Bu olay son 50 yıldır iyice saptanabilir
duruma gelmiş ve önem kazanmıştır.
Dünya'nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda
0.6 (± 0.2)°C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel
görüş, "son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde
farkedilebilir etkiler oluşturduğu" yönündedir [1].
Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu
düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların,
güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek
ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca
ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.
Su buharı, diğer sera gazlarından farklı olarak güneşten gelen
radyasyonun şiddetine ve gezegenin ortalama ısısına göre sabit olan
bağlı bir değişkendir.
Dolayısıyla küresel ısınma
konusunda pasif etkiye sahiptir. Ancak diğer sera gazları, yer yer
bağımsız değişken olarak küresel ısınma üzerinde aktif bir etki
yaratabilirler. Örneğin karbondioksit, yoğun volkanik etkinlik sonucu
ya da insanlar tarafından fosil yakıtların yakılmasıyla yoğun olarak
atmosfere salınabilir. Bu durum, gezegenin ortalama ısısından bağımsız
olarak ortaya çıkabilen ve ortalama ısının artması sonucunu doğuran
bir etken olarak işlev görür.
Bugün için bilim çevrelerinde küresel ısınmadan başat rolün atmosferde
karbondioksit oranının artmasına bağlanmaktadır. Her ne kadar
atmosferdeki karbondioksit,
yeşil bitkilerin fotosentez olayında,
karbondioksitin litosfer yüzeyinde suda çözünmesiyle,
atmosferden çekilmekte ise de, bu mekanizmaların kapasitesinin
üzerinde karbondioksit salınımı, gezegen üzerinde sera etkisi
yaratmaktadır.
Su buharı dışındaki sera gazları dolayısıyla gezegen yüzeyindeki
ortalama ısının artması, buharlaşmanın artmasına yol açacaktır. Bu ise
atmosferde daha fazla su buharı, yani bulut oluşmasına yol açar.
Bulutlar, güneşten gelen radyasyonun bir bölümünü dış uzaya
yansıtırken bir bölümünü soğurarak ısınırlar, bir bölümünü de
yeryüzüne geçirirler. Litosfer ve hidrosfere ulaşan bu radyasyonun da
bir bölümü soğurularak ısınmaya yol açarken bir bölümü dış uzaya
yansır. Dış uzaya yansıyan radyasyon yeniden bulut kütlesi ile
karşılaştığında, aynı olaylar yaşanır, yansıtılır, soğurulur, dış
uzaya kaçar.
Bu mekanizma, su buharı dışındaki sera gazlarının atmosferde artması
sonucu bulutların sera etkisini artırmakta, küresel ısınmaya yeni bir
katkıya yol açmaktadır.
Özetleyecek olursak “Küresel ısınma” denince,
bütün dünyada sıcaklığın sistematik bir şekilde artması süreci
anlaşılmaktadır. Bu yolla bir iklim değişikliği meydana gelmektedir.
Çünkü sıcaklık artınca buharlaşma artar, yağışlar ve hava hareketleri
değişir. Küresel iklim değişikliğini; belirli olmayan zamanlarda
meydana gelen hava halleri değişikliği ile karıştırmamak gerekir.
Örneğin belirsiz zamanlarda veya herhangi bir mevsimde meydana gelen
kuraklık (örneğin bizde kış kuraklığı) veya yaz kuraklığı olan
bölgelerde yağışlı yazlar olayı “hava değişikliği” olarak nitelenir
yani iklim değişikliği değildir. O nedenle son 10-15 yıl içinde,
sıcaklığın bütün dünyada sistematik olarak artışı, 1983 yılından
itibaren ölçmelerle belirlenmiştir. Son yüzyılın en sıcak ve en kurak
yazları son 8 – 10 yıl içinde yaşanmıştır. Sıcaklık ölçümleri ile elde
edilen bu sonuçları, bazı buzul erime olayları da desteklemektedir.
Örneğin, güney kutbundan şimdiye kadar görülmemiş büyüklükte buzul
parçalarının koparak ayrılması, İzlanda Buzul’larının son 30 yılda
şimdiye kadar görülmeyen bir hızla erimeleri, Himalaya ve Alpler’de
cereyan eden buzul erimesi süreçleri gibi dünya üzerinde yaygın olarak
görülen süreçler “Küresel Isınma” gerçeğinin yadsınamaz kanıtlarıdır. |
|
İklim değişiyor, dünya ısınıyor.
Bilim adamları kuraklık, seller ve olağanüstü hava koşulları konusunda
sürekli olarak uyarılarda bulunuyor. Giderek artan etkilerin en büyük
sebebi ise insan.
1) İklim değişikliği nedir?
Dünyanın ısısı düzenli olarak artıyor. Küresel ortalama yüzey ısısı şu
anda 15 santigrat derece civarında. Jeolojik ve diğer bilimsel
kanıtlar, geçmişte yüzey ısısının en yüksek 27 santigrat, en düşük de
7 santigrat derece olduğunu gösteriyor.
Fakat bilim adamları doğal dengenin, insanlardan kaynaklanan yoğun bir
ısınma süreciyle bozulduğunu ve bu durumun dünyadaki hayatın büyük
bölümünün tabi olduğu iklimin istikrarı için önemli çıkarımlara yol
açacağını söylüyor.
2) Sera etkisi nedir?
Sera etkisi, atmosferde oluşan bir tabakanın yarattığı etki. Bu tabaka
Güneş'ten gelen ışınların dünyadan yansıdıktan sonra tekrar atmosferin
dışına çıkmasını engelliyor. Sera etkisi olmasaydı dünya son derece
soğuk bir gezegen haline gelirdi.
Sera etkisini artırarak dünyanın normalden fazla ısınmasına neden olan
gazlardan bazıları karbondioksit, metan ve azotoksit. Bu gazlar modern
endüstride ve tarımda kullanılıyor, fosil yakıtların yanmasıyla açığa
çıkıyor.
Atmosferin konsantrasyonu her geçen gün artıyor. Örneğin atmosferdeki
karbondioksit konstanstrasyonu 1800'lü yıllardan beri yüzden 30'dan
daha yüksek bir seviyede arttı.
Bilim adamlarının büyük bir çoğunluğu sera etkisi yaratan gazların
salımındaki artışın, dünyanın ısısının yükselmesine neden olacağını
düşünüyor.
3) Isınmanın kanıtı ne?
Sıcaklık kayıtları 19'uncu yüzyıl sonlarında tutulmaya başlandı.
Ortalama küresel sıcaklık 20'nci yüzyılda yaklaşık 0.6 santigrat
derece arttı. Sıcaklığın artmasıyla buzulların erimesi nedeniyle deniz
seviyeleri de 10-20 santinmetre arasında yükseldi.
Arktik deniz buzları, son birkaç 10 yılın yaz ve sonbahar döneminde
yaklaşık yüzde 40'a varan oranda inceldi. Buna karşılık Antarktika'nın
bazı bölümleri daha da soğudu. Yüzey ısısı ve troposferdeki ısı
arasında bazı çelişkiler göze çarpıyor.
4) Sıcaklık ne kadar yükselecek?
Sera etkisi yaratan gazların salımı engellenmezse, 2100'e kadar
ortalama küresel sıcaklık 1.4-5.8 santigrat derece artacak. Olayın
vehameti şöyle açıklanabilir: Medeniyetin ortaya çıkışından beri
küresel ortalama sıcaklık sadece 1 santigrat derece arttı.
Sera etkisi yaratan gazların salımı hemen kesilse bile, bilim adamları
etkinin uzun bir süre daha devam edeceğini söylüyor. Çünkü büyük buz
ve su parçalarını da içeren iklim sisteminin normale dönmesi yüzlerce
yıl alabilir.
Bazı bilim adamları, Grönland buzullarında yaşanan erimenin hemen
önlem alınsa bile geri dönülmez olduğunu düşünüyor. Yüzlerce yıl
sürecek bu işlem, deniz seviyelerinde yedi metrelik bir yükselmeye
neden olabilir.
5) Hava durumu ne olacak?
Küresel anlamda çok daha sert hava olayları ortaya çıkacak. Kıyı
bölgelerde yağış miktarı artarken, iç bölgelerde sıcak havanın
etkisiyle kuraklık baş gösterecek.
Artan fırtınalar ve deniz seviyeleri nedeniyle daha çok sel meydana
gelecek. Bununla birlikte, hava sıcaklıkları bölgelere göre çok büyük
farklılıklar gösterecek. Ve bu durumun sonuçları tahmin edilmeyecek
kadar güç.
6) Etkileri neler olacak?
Tatlı su kaynaklarının azalması, gıda üretimi koşullarındaki genel
değişiklikler ve seller, fırtınlar, sıcak dalgaları ve kuraklık
nedeniyle ölümlerde yaşanacak artış gibi potansiyel tehlikeler gündeme
gelecek.
Bu durum en çok, hızlı iklim değişimine karşı hazırlık yapamayan
yoksul ülkeleri etkileyecek.
Yaşam alanlarının hızlı değişimine ayak uyduramayan birçok bitki ve
hayvan türünün nesli yok olacak. Dünya Sağlık Örgütü'nün verilerine
göre, sıtma ve yetersiz beslenme gibi nedenlerden milyonlarca kişi
ölümle yüz yüze gelecek.
7) Ne bilmiyoruz?
Isınmaya insan etkisinin ne kadar olduğunu ve ısınmanın zincirleme
etkilerinin neler olabileceğini bilmiyoruz.
Küresel ısınma, sabit buzulların erimesi ile sera etkisi yaratan metan
gazının yüksek miktarda salımı gibi, gelecekte ısınmayı tetikleyecek
değişikliklere yol açabilir.
Daha sıcak koşullar nedeniyle büyüme hızları artan bitkilerin,
büyüdükçe atmosferden daha çok karbondioksit çekmesi gibi ısınmayı
hafifletici etkiler de olabilir.
Ancak bilim adamları, karmaşık dengenin, bu olumlu ve olumsuz etkilere
nasıl bir tepki verebileceği konusunda emin değil.
8) Şüpheciler ne diyor?
Küresel ısınmaya şüpheyle yaklaşanlar bile dünyanın giderek ısındığını
inkar etmiyor. Şüphelerinin dayanağını, küresel ısınma etkisinin insan
aktiviteleri nedeniyle ortaya çıkmış olması.
Bazıları şu an tanık olduğumuz değişikliklerin olağandışı olmadığını
söylüyor. Buna en büyük dayanakları ise insan var olmadan önce küresel
iklim koşullarında yaşanmış olan değişiklikler.
Bazı şüpheci bilim adamları, ısınmayı bir süredir Güneş'te olan yüksek
aktivitelere bağlıyor. Bununla beraber, iklimin doğal değişimlerinin
en tepesinde bile bir şeyler olduğu ve bunda insanın suçlanması
gerektiği yönünde görüşbirliği artıyor. |
|
Merakla beklenen BM iklim
raporunda, küresel ısınmanın son 50 yılda yüzde 90 oranında insan
eliyle yaratıldığı ve asırlarca süreceği belirtildi.
Fransa'nın başkenti Paris'te düzenlenen iklim değişikliği panelinde,
Hükümetler Arası İklim Değişikliği Uzmanlar Grubu tarafından 21
sayfalık bir rapor yayımlandı.
Grup Başkanı Rajendra Pachauri, raporu "daha önceki araştırmaların
birkaç adım ötesine giden çok etkileyici bir belge" olarak
nitelendirdi.
Grup en son 2001 yılında yayımladığı raporda "Sera gazları küresel
ısınmaya yol açan faktörlerden biri olabilir" demişti.
Aradan 6 yıl geçti, bilimadamları bu kez, "20'nci yüzyılın ikinci
yarısındaki sıcaklık artışı yüzde 90 insanların eseri" diyor ve
yaklaşan felakete dair olgular sıralanıyor.
Raporda, insan eliyle sera gazlarının salımının neden olduğu bugünkü
sorunlar, şöyle sıralandı: Daha az soğuk günler, daha sıcak geceler,
öldüren sıcak hava dalgaları, seller ve yoğun yağışlar, yıkıcı
kuraklıklar ve kasırga ile tropikal fırtına gücünde artış (Özellikle
Atlas Okyanusu'nda).
Raporda ayrıca, ''Eğer şimdi bunun kötü olduğunu düşünüyorsanız,
21'inci yüzyıl boyunca zararlı etkileri, 20'nci yüzyıl sırasındaki
etkilerinden daha büyük olacak'' denildi.
RAPORDAN ÇARPICI TESPİTLER
2100'e kadar sıcaklık 1.8 ile 4 derece artacak. Bu binlerce yıldır
iklimde meydana gelen en dramatik değişiklik
Uzun süreli ve yoğun sıcak hava dalgalarıyla daha sık karşılaşacağız
Uygarlaşma ne kadar yavaşlarsa yavaşlasın ya da sera gazlarının salımı
ne kadar azalırsa azalsın, küresel ısınma ve deniz seviyesinin
yükselmesi asırlarca sürecek. Okyanuslardaki su seviyesi 18 ile 59
santimetre yükselecek
Daha şiddetli fırtınalar görülecek
Sıcaklık dalgaları daha sık yaşanacak
Kutup buzulları eriyecek. 2100 yılı yazında artık Antartika
olmayabilir
Bangladeş'ten Hollanda'ya pek çok kıyı ülkesi sular altında kalma
tehlikesiyle karşı karşıya
Panele 130 ülkeden 500 delege katıldı. Panele katılan yüzlerce
bilimadamı ve bürokrat, kapalı kapılar ardında bir hafta süren
müzakerelerde bulundu.
Raporda, küresel ısınmanın nasıl ve neden olduğu anlatıldı, ancak
dünyanın bununla ilgili ne yapması gerektiği belirtilmedi.
Ancak dünya liderlerinin mesajı yanlış alıp yenilgiyi
kabullenmelerinden de endişe eden bilimadamları, liderlere sera
gazları salımını azaltmaları ve daha sıcak bir dünyaya adapte olunması
çağrısında bulundu.
Raporda, ''Hava ve okyanus sıcaklıklarının artması, kar ve buzların
erimesi ve deniz yüzeyinin yükselmesiyle elde edilen gözlemlerden,
küresel ısınmanın var olduğundan tereddüt edilmediği'' ifade edildi.
UZMANLARDAN ALTI SENARYO
Senaryo B1: 1.8 derecelik sıcaklık artışı (1.1 ile 2.9 derece): Daha
az kirletenlerin olduğu küreselleşmenin etkisiyle "ortak" bir dünya
öngörülüyor.
Yüzyılın ortasında nüfusun tavan yapacağı sonra düşüşe geçeceği,
çözümlerin ekonomik ve çevresel yaşanabilirliğe yöneldiği, daha
hakkaniyetli, ancak iklimin yönetiminde daha fazla girişimin olmadığı
bir dünya tasarlanıyor.
Senaryo A1T: 2.4 derecelik sıcaklık artışı (1.4 ile 3.8 derece): Artış
çok hızlı olmasına karşın, ekonomi fosil enerjilerin dışında
kaynaklara dayanıyor ve daha etkili teknolojilerle hemen bütünleşiyor.
Senaryo B2: 2.4 derecelik sıcaklık artışı (1.4 ile 3.8 derece):
Ekonomik, sosyal ve çevresel anlamda yaşanabilirlikte yerel çözümlerin
önem kazandığı bir dünyayı tarif ediyor.
Senaryo A1B: 2.8 derecelik sıcaklık artışı (1.7 ila 4.4 derece): Artış
çok hızlı, ekonomi, fosille nükleer ve yenilenebilir enerji
kaynaklarının dengeli olarak kullanımına dayanıyor.
Daha etkili yeni teknolojiler de çok çabuk yaşama giriyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun (UAEK) 2050 için şu an öngördüğü
tahminlere en yakın senaryo.
Senaryo A2: 3.4 derecelik sıcaklık artışı (2 ile 5.4 derece): Kendine
yeterli, yerel kimliklerin korunduğu çok heterojen bir dünyayı tahmin
ediyor. Nüfus artmaya devam ediyor, doğum oranları daha yavaş
seyrediyor, ekonomik kalkınma özellikle bölgesel eğilim gösteriyor.
Senaryo A1F1: 4 derecelik sıcaklık artışı (2.4 ile 6.4 derece): Daha
fazla kirletenlerin olduğu, fosil enerjilere fazlasıyla muhtaç çok
hızlı artan bir dünya öngörülüyor.
Dünya kısırdöngüyle karşı karşıya
Dünya ısındıkça okyanuslar buharlaşıyor ve su buharı atmosferde
yoğunlaşarak sera etkisi yaratıyor. Dolayısıyla hava daha da ısınıyor.
Doğa artık insanların ortaya çıkardığı yüksek karbondioksit miktarıyla
başedebilme kapasitesini yitiriyor.
Bu noktada, sera gazı salınımını 1990 yılı oranlarının yüzde 5 altına
çekmeyi öngören Kyoto Protokolü gündeme geliyor. Birçok Avrupa ülkesi
ve Rusya bu anlaşmaya imza koymuş durumda.
Ancak sera gazı üretiminin en büyük sorumlusu olan ABD ile endüstri
devleri Çin ve Hindistan, "ekonomilerini baltalayacağı" gerekçesiyle
bu anlaşmaya karşı çıkıyor ve imza atmaya yanaşmıyor.
Bilimadamları ne dedi?
Panele katılan Amerikalı bilimadamı Susan Solomon, ''Sera gazlarındaki
artışın, insan faaliyetlerinin egemenliği altında olduğundan hiç şüphe
yok'' dedi.
Colorado'daki Ulusal Atmosferik Araştırma Merkezi'nden iklim analizi
yöneticisi Kevin Trenberth ise ''Bu durduramayacağınız bir şey.
Bununla yaşamak zorunda kalacağız. Farklı bir gezegen yaratıyoruz''
dedi.
Trenberth, bilimadamlarının 1990, 1995 ve 2001 yıllarında yaptıkları
uyarılara, dünyanın şimdi daha fazla önem verdiğini kaydetti.
Arizona Üniversitesi'nden Jonathan Overpeck, "Buradaki nokta, birşey
yapmazsak ve bir şey yaparsak neler olacağına dikkati çekmek. Eğer
birşey yapmamaya karar verirseniz, etkileri bir şey yapmamızdan daha
büyük olacaktır'' diye konuştu.
ÇEVRE ÖRGÜTLERİ İSYANDA
Uluslararası çevre örgütü Greenpeace raporu "alarm sireni" olarak
değerlendirdi.
Greenpeace'ten yapılan yazılı açıklamada, "Grubun (2001'deki) son
raporu uyanmak için bir çağrıysa, bugünkü rapor bir alarm sirenidir"
denildi.
Açıklamada, "İyi haber iklim sistemini ve insan etkisini anlamamızda
büyük ölçüde ilerleme sağlanması, kötü haber ise geleceğimizin ne
kadar tehlikede olduğunu bilmemiz. Hükümetlere gönderilen mesaj
açıktır" ifadesine yer verildi.
Eyfel kulesinin ışıkları söndürüldü
Dünyada da küresel ısınmaya dikkat çekmek için çeşitli eylemler
düzenleniyor. Fransa'nın başkenti Paris'teki ünlü Eyfel kulesi de dün
bu eylemlerden birine sahne oldu.
Kulenin ışıkları küresel ısınmaya dikkat çekmek amacıyla beş
dakikalığına söndürüldü. Kuleyi aydınlatan 336 projektör, Türkiye
saatiyle 20.55'te kapatıldı.
Eylem çevrecilerin girişimiyle Paris Belediyesi tarafından
gerçekleştirildi. Eyfel kulesini yılda 6 milyon turist ziyaret ediyor.
300 metre uzunluğundaki kule saatte 7 bin megawatt enerji harcıyor.
Greenpeace örgütü de iki gün önce kuleye pankart asarak küresel ısınma
için işbirliği çağrısında bulunmuştu.
Chirac'dan eylem çağrısı
Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac da, dünyayı kurtarmak için siyasi
eylem ve ekonomik devrim çağrısında bulundu.
Başkent Paris'te dünya ekolojik yönetimi konulu uluslararası bir
konferansın açılışında yaptığı konuşmada, "İklimsel intikamın kontrol
edilemeyeceği gün yaklaşıyor: Geri dönülmez olanın eşiğinde
bulunuyoruz" ifadesini kullandı.
Aciliyet karşısında devrim yapma zamanının geldiğini söyleyen Chirac,
'bilinç devrimi, ekonomi devrimi, siyasi eylem devriminin zamanının
geldiğini' söyledi.
BM tarafından 1988'de kurulan Hükümetler Arası İklim Değişikliği
Uzmanlar Grubu'nun raporunu yayımladığı gün düzenlenen uluslararası
konferansta, BM'nin Çevre Programı'nın bir projesinin açıklanması
bekleniyor. |
|
|
BAŞA DÖN - İÇİNDEKİLER |
| KÜRESEL
ISINMA KISKACINDA TÜRKİYE RAPORU
RAPORDAN;
KÜRESEL ISINMA NEDENİYLE KURAKLAŞMAYA BAŞLAYAN TÜRKİYE 100 YIL İÇİNDE
KUZEY AFRİKA’YA DÖNECEK. DÜZENSİZ, ANİ VE ŞİDDETLİ YAĞIŞLAR, SELLER,
HEYELAN VE HORTUM GÖRÜLECEK.
KÜRESEL ISINMA DURDURULAMAZSA TÜRKİYE’DE KIŞ MEVSİMİ ORTADAN KALKACAK.
NEHİRLERİMİZDEKİ SU MİKTARI AZALACAK, KURAKLIK BAŞ GÖSTERECEK.
AMERİKAN SAVUNMA BAKANLIĞI PENTAGON, KÜRESEL ISINMA NEDENİYLE
AVRUPA’DAKİ KIYI KENTLERİNİN SULAR ALTINDA KALACAĞINI, SU KAYNAKLARINI
ELE GEÇİRMEK İÇİN BÖLGESEL SAVAŞLAR YAŞANACAĞINI ÖNGÖRÜYOR
ATMOSFERİ EN ÇOK ABD KİRLETİYOR. ANCAK “BENİM ÇIKARLARIM ÖNCE GELİR”
DİYEREK KYOTO PROTOKOLÜ’NE İMZA ATMIYOR.
ATO BAŞKANI AYGÜN: “BAŞKA DÜNYA YOK. HERKESE SORUMLULUK DÜŞÜYOR. BÖYLE
GİDERSE BU DÜNYA BUSH’A DA KALMAZ
Mevsimler birbirine karışıyor, baharı görmeden yaz geliyor. Dünyanın
her yerinde görülmeye başlayan kavurucu sıcaklar, kuraklık, seller,
insanlığın yeni kabusu küresel ısınmaya işaret ediyor.
İşte G8 ülkeleri bu felaket senaryolarının gölgesi altında bugün
İskoçya’da toplanıyor. Toplanıyor toplanmasına ya, kimse bu
toplantıdan insanlık adına yararlı bir sonuç çıkmasını beklemiyor.
Çünkü insanlığın çıkarları ülke çıkarlarının önüne bir türlü geçemiyor.
Ankara Ticaret Odası’nın hazırladığı “Küresel Isınma kıskacında
Türkiye” raporuna göre, Türkiye iklim değişikliğinin olumsuz etkileri
açısından “risk grubundaki ülkeler” arasında yer alıyor. Türkiye’de
kuraklaşma, seller hızla artıyor, içme suları ise azalıyor.
Son 70 yılda 70 istasyonda kaydedilen sıcaklık verilerine göre,
Türkiye'nin yıllık ortalama sıcaklıkları artma eğiliminde… Özellikle
Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki ısınma oranları, her 10
yılda 0.07- 0.34 derece arasında artıyor.
Dünya Yaban Hayatı Koruma Fonu (WWF) nın raporuna göre Akdeniz
havzasında bulunan Türkiye’de 40 dereceye yakın sıcaklıklar mevsim
normali olacak. Tarım alanlarının ise yüzde 40’ı kuruyacak .
DÜNYAYI CEHENNEME ÇEVİRİYORUZ
Atmosferdeki karbondioksit gazı tabakası tıpkı bir “sera” gibi güneş
ışınlarının içeri girmesine izin veriyor ancak ısının dışarı çıkmasına
engel oluyor. Eğer sera etkisi olmasaydı dünyanın sıcaklığı – 20
dereceyi bulur ve dünyada yaşam olmazdı.
Ancak, karbondioksit gazı oranının artması, dünyanın aşırı ısınmasına,
bir başka deyişle “küresel ısınma”ya neden oluyor. Karbondioksitin
artmasının baş sorumlusu ise insanoğlu… İnsanoğlu, yaşamını kendi
elleriyle cehenneme çeviriyor. Sanayileşme ile birlikte atmosferdeki
karbondioksit gazı miktarı artmaya başladı. Sanayi üretiminde
kullanılan kömür, petrol ve doğalgaz karbondioksit oranını artırıyor.
1958'de karbondioksit bir metreküp havada 315 ppm (milyonda bir) iken,
2004'te 379 ppm’e çıkmış durumda. Sanayileşmenin ilk dönemlerinde
yılda 1 ppm kadar artış yaşanırken 2003-2004 artışı 3 ppm…
2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya nüfusu 2 kat, enerji kullanımı 4 kat
arttı. Bilim adamlarına göre, bu gidişat yeryüzündeki yaşamın giderek
kötüleşmesine yol açacak.
EN ÇOK ABD KİRLETİYOR
Son yıllarda karbondioksitteki artışın hızını inceleyen bilimadamları,
Çin ve Hindistan’ın bu artışa büyük katkısı olduğunu öne sürüyorlar.
Ancak, “dünya karbondioksit üretimi”ni sıraya koyduğumuzda, ABD başı
çekiyor.
ABD dünya nüfusunun yüzde 4'üne sahip ancak karbondioksit üretiminin
yüzde 25’ini sağlıyor. İngiltere yüzde 3 üretiyor. Hindistan, nüfusu
15 kat fazla olmasına rağmen karbondioksit üretimi hemen hemen
İngiltere ile aynı.
Ortalama bir Amerikalı yılda 6 ton, bir İngiliz 3 ton, bir Çinli 0.7
ton, bir Hintli 0.25 ton karbondioksit üretiyor.
Atmosfere yılda 220 milyon ton karbondioksit bırakan Türkiye ise
20.sırada…2010 yılında bu rakam 400 milyon tonlara ulaşacak.
Atmosfere yılda ortalama 21 milyar ton karbondioksit salınıyor ve bu
miktar giderek artıyor.
DÜNYA ALARM VERİYOR
Küresel ısınma, kutuplardaki buzulların erimesine, iklimin ve mevsim
şartlarının değişmesine, okyanusların ısınmasına, deniz seviyesinin
yükselmesine, orman yangınlarının artmasına, göllerin küçülmesine,
ırmakların kurumasına, kışın sıcaklıkların artmasına, ilkbaharın erken
gelmesine, sonbaharın gecikmesine, bitkilerin erken çiçek açmasına,
göç dönemlerinin değişmesine, kıyı şeritlerinin erozyona uğramasına,
bulut ormanlarının kurumasına yol açıyor.
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından yapılan araştırmaya göre,
küresel ısınma bu yüzyılın sonunda bitki ve hayvan varlığının üçte
birini tehdit ediyor.
Küresel ısınmanın etkileri dünyanın her yanında görülüyor. Milyonlarca
insanı sel, kasırga, kuraklık, susuzluk ve salgın hastalıklarla karşı
karşıya bırakıyor. Yükselen deniz seviyesi Pasifik adaları ve Hint
Okyanusu'ndaki adaların çoğunu tehdit ediyor.
DÜNYADA NELER OLUYOR?
Grönland eriyor - Kuzey Yarımküre’nin en büyük buz kütlesi olan
Grönland adası, küresel ısınma nedeniyle eriyor. Grönland kütlesinin
erimesi, düşük seviyedeki sahil şeridinde bulunan yerleşim yerlerinin
sular altında kalmasına neden olacak.
Amazon ormanları yok oluyor - Brezilya hükümetinin yaptığı
araştırmalar, dünyanın akciğeri sayılan Amazon’un 2003 yılında rekor
düzeyde ormanlık alan yitirdiğini gösteriyor. Büyüklüğü 4.2 milyon
kilometrekare olan Amazon’un şimdiye dek yüzde 20’si yok oldu.
Buzullar eriyor - Küresel ısınma, buzullarıyla ünlü Arjantin’i etkisi
altına aldı. Buenos Aires’in 3 bin 200 kilometre güneybatısında
bulunan Lago Argentino şehri, bugüne kadar buzullarıyla turistleri
kendine çekerken, artık tursitler dev buzulların sıcaklığın etkisiyle
yıkılmasını izlemek için şehre geliyor.
Hollanda kıyılarının 100 yılı kaldı: Hollanda sahillerinde, zeminin
gelecek 100 yıl içinde 40 santimetre dolayında çökmesi bekleniyor.
Avustralya'da 2002 yılında şiddetli kuraklık yaşandı.
Kuzey Pasifik'te somon balığı popülasyonunda, bölgedeki sıcaklığın
normalden 6 derece artması yüzünden büyük düşüş görüldü.
Kalifornia kıyılarında binlerce deniz kuşu, denizlerin ısınmasının yol
açtığı besin kıtlığı yüzünden öldü.
TÜRKİYE AFRİKALAŞACAK
Bilimadamlarına göre küresel ısınma önlenemediği taktirde Türkiye 100
yıl içinde Kuzey Afrika’ya dönecek.
Yağışlar azalınca, başta GAP bölgesi olmak üzere, tüm nehirlerin
taşıdığı su miktarı düşecek. Baraj göllerinin su seviyesi azalacak,
hidroelektrik enerji üretimi ciddi oranda aksayacak.
Yüksek basınç kuşağının kuzeye kaymasıyla ülkemizde hakim olabilecek
tropikale benzer bir iklim; düzensiz, ani ve şiddetli yağışlar,
seller, hortum, kasırga, heyelan ve erozyona yol açacak. Kasırga ve
fırtınaların tetikleyeceği seller can ve mal kaybına neden olacak.
Isınmayla birlikte denizlerimizdeki su akıntıları ve sıcaklık
rejimleri değişecek. Balıkların göç yolları bozulacak.
Kuru kesimlerde yüksek sıcaklıklarla birlikte orman yangınları ile
tarımsal hastalık ve tarım zararlılarında büyük artışlar görülecek.
Kavurucu sıcaklar ve kuraklık tarımsal ürünlerin hem çeşidinin hem de
miktarının azalmasına neden olacak.
Yaz yerine bahar turizmi yapılacak. Güney bölgeleri, turizmi kuzeye
kaptıracak. Akdeniz yerine Karadeniz öne çıkacak.
Kar yağışı giderek azalacak. Hatta kış mevsimi ortadan kalkacak.
İklim değişiklikleri, göçlere neden olacak. Türkiye'de yaşayanlar
kuzeye yerleşmeye çalışacak.
Daha sık ve uzun süreli kuraklıklar olacak. Araştırmalara göre,
2030’da Türkiye’nin büyük bir kısmı oldukça kuru ve sıcak bir iklimin
etkisine girecek, sıcaklıklar 2-3 derece artacak. Deniz seviyesinin
2030’da 30, 2050-2100 arasında da azami 100 santimetre yükselmesi
bekleniyor.
Denizlerin yükselmesinden kıyı kesimleri etkilenecek. Özellikle
Sadullah Paşa ve Amcazade Hüseyin Paşa gibi bazı yalılar sular altında
kalacak.
Deniz seviyesinde yükselmelerle birlikte kıyı şeridi ve deltalardaki
tarım alanları, plajlar ve yat limanları, kullanılamaz hale gelecek.
VAN GÖLÜ KURUYOR
Türkiye’de küresel ısınmanın birinci derecede etkisini gösterdiği yer
Van Gölü… Göl ve çevresinde yıllık ortalama sıcaklık 1 derece arttı ve
Van Gölü kurumaya başladı. Göldeki su seviyesi1994’te maksimum
seviyeye ulaştı. 11 yıldır bu seviyeye ulaşamaması küresel ısınmanın
göstergesi… Küresel ısınma devam ettikçe su seviyesi azalmaya devam
edecek.
Uydu görüntülerinden Van’ın Özalp ve Saray ilçelerinde tamamı kurumuş
göletler saptandı.
PENTAGON’UN FELAKET SENARYOSU
Amerikan Savunma Bakanlığı Pentagon’un raporuna göre, 2020 yılından
itibaren dünyada su ve enerji kıtlığının baş gösterecek. Rapora göre
küresel ısınma nedeniyle dünyada şu değişimler yaşanacak:
Avrupa’daki kıyı kentleri sular altında kalacak.
İngiltere’de “Sibirya” soğukları yaşanacak.
Küresel ısınmanın kuruttuğu bölgelerde su kaynaklarına sahip ülkeler,
ellerindeki doğal kaynakları korumak için nükleer silahlara
başvuracaklar.
Tarım alanlarının ve su havzalarının korunması ve ele geçirilmesi
nedeniyle çıkacak çatışmalar, terör örgütleri kanalıyla bölgesel
savaşlara dönüşecek.
KYOTO PROTOKOLÜ
Kyoto Protokolü, küresel ısınma ve iklim değişikliği konusunda
mücadeleyi sağlayacak uluslarası tek çerçeve… Protokolü 141 ülke
imzaladı. Protokol, ülkelerin atmosfere saldıkları karbon miktarını
1990 yılındaki seviyelere düşürmelerini gerekli kılıyor.
1997’de imzalanan protokol, 2005’te yürürlüğe girebildi. Çünkü,
protokolün yürürlüğe girebilmesi için, onaylayan ülkelerin 1990’daki
emisyonlarının (atmosfere saldıkları karbon miktarı) dünyadaki toplam
emisyonun yüzde 55’ini bulması gerekiyordu. Bu orana 8 yıl sonunda
Rusya’nın katılımıyla ulaşılabildi.
ABD KİRLETİYOR AMA İMZALAMIYOR
ABD, “Benim çıkarlarım önce gelir” diyerek protokolü imzalamayı
reddediyor. Bugün başlayan ve ana gündem maddelerinden birini küresel
ısınmanın oluşturduğu G-8 Zirvesi öncesi bu tavrını imzalamama tavrını
sürdüren Bush yönetimi, enerji fiyatlarını artıracağı ve ABD’de 5
milyon kişiyi işsiz bırakacağı gerekçesiyle Kyoto Protokolü’ne karşı
çıkıyor.
Kyoto Protokolü hükümlerine uyum, imza atan ülkeler açısından zorunlu…
Tüm dünyada çevrenin korunmasına evrensel standartlar getiren
protokole AB ülkelerinin tamamı taraf... Kyoto Protokolü ile devreye
girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar gerektiriyor. Sözleşmeye
göre,
Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5'e çekilecek.
Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı
miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek.
Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol
alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye
yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik temel ilke olacak.
Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için
alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek.
Fosil yakıtlar yerine örneğin bio dizel yakıt kullanılacak.
Çimento, demir çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen
işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek.
Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler
devreye sokacak.
Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer enerjide karbon oranı sıfır
olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak.
Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi
alınacak.
ATO BAŞKANI AYGÜN
Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Aygün,
hükümetler ve iş dünyasını yenilenebilir enerji kaynaklarının
kullanımı konusunda sorumluluk almaya davet ettiğini söyledi.
Küresel ısınmaya engel olmak için kömür, petrol, doğalgaz gibi fosil
yakıtlar yerine su, jeotermal, ve güneş enerjisinin kullanılması
gerektiğini dile getiren Aygün, vatandaş olarak herkese düşen önlemler
olduğunu kaydetti. Aygün şunları söyledi:
Otomobilimizde kullandığımız benzin ve evimizde kullandığımız kömür ve
doğalgaz ile bireysel olarak küresel felakete katkıda bulunuyoruz.
Otomobilimizin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına
dikkat etmeliyiz. Çünkü kirli filtreler fazla yakıt harcanmasına yol
açıyor. Otomobillerimizde klimayı yalnızca gereksinim duyduğumuzda
çalıştırmamız gerek. Çünkü klima da yakıt tüketimini artırıyor.
Evlerimizde ısı yalıtımına dikkat etmemiz, çift cam tercih etmemiz
gerekiyor. Dünyayı ultraviyole ışınlardan koruyan ozon tabakasını
incelten sprey ve deodorantlardan da uzak durmalıyız Başka dünya yok.
Herkese sorumluluk düşüyor. Böyle giderse bu dünya Bush’a da kalmaz” |
|
|
BAŞA DÖN - İÇİNDEKİLER |
Biraz
ısınsak ne olur?!
Küresel ısıda meydana gelebilecek 2 derecelik bir artış, dünya
nüfusunun neredeyse yarısının susuz kalmasına neden olabilecek.
Sadece bu felaket senaryosu bile, milyonlarca kişinin hükümetlerini
küresel ısınmaya karşı harekete geçmeye çağırması için yeterli
görünüyor.
Türkiye hızla kirletiyor
Birleşmiş Milletler'in yayımladığı bir rapora göre; atmosfere en çok
zehirli gaz bırakan ülke ABD, sera etkisi yaratan gazların salınımında
en hızlı artış gösteren ülke ise Türkiye.
BM İklim Değişikliği Sekreterliği'nin yaptığı çalışmada, 1990-2004
yılları arasında 40 ülke değerlendirilmiş ve Türkiye yüzde 72.6
artışla 1'inci sıraya yerleşmişti.
Sera etkisi yaratan gazların en büyük sorumlusu olarak enerji
santralleri, fabrikalar ve otomobiller gösteriliyor.
'Pahalı, kirli ve dışa bağımlı fosil yakıta dayalı ekonominin terk
edilmesini ve yenilenebilir enerji kaynaklarına dayalı, tarımsal
ekonomiler üretilmesini' isteyen çevre örgütleri, yetersiz olmasına
rağmen Kyoto Protokolü'nün de bir an önce imzalanmasını talep ediyor.
'Tehlikeli işaretler' başladı bile...
Küresel ısınmadan sorumlu olan gazların yayılımı, Kyoto anlaşmasının
yanı sıra uzun vadeli politikalarla sınırlanmaya çalışılıyor.
Ancak özellikle enerji ihtiyacının her geçen gün arttığı gelişmekte
olan ülkeler, bu sorumluluğu yerine getirmekte zorlanıyor.
Uzmanlar, küresel ısınma hızının önceki yıllara oranla düştüğünü
açıklasa da çevreci gruplar, buzullardaki erime, beklenmedik
fırtınalar ve sıcaklıktaki ani artışlar ya da 1996 hariç son 10 yılın,
19'uncu yüzyıldan beri tespit edilen en yüksek sıcaklık ortalamalarına
ulaşmasının 'yeterince tehlikeli işaretler' olduğunu vurguluyor.
Çözüm temiz enerjiye yatırımda
Dünyanın geleceği için kaygılanan herkesin hemfikir olduğu önlemler
arasında ise fosil atıklardan uzaklaşarak, doğaya yeni yükler
getirmeyen güneş, rüzgar gibi temiz enerji kaynaklarına yönelinmesi
ile enerji tasarrufuna katkı koyacak "bireysel" önlemlerle bu çabaya
destek verilmesi yer alıyor.
Biraz ısınsak ne olur?
Cevap 1: İklim değişir
Atmosfere insan faaliyetleri nedeniyle hızla yayılan metan, ozon ve
kloroflorokarbon gibi gazların, ısı tutma özellikleri nedeniyle
meydana gelen küresel ısınmanın, buzulların erimesi ve okyanusların
yükselmesi gibi ciddi sonuçlar doğuracak iklim değişimlerine neden
olması bekleniyor.
Cevap 2: Hayvan türleri yok olur, kitlesel göç ve susuzluk baş
gösterir
Küresel ısınmanın, doğanın dengesini geri dönülemez biçimde bozarak,
hayvan türlerinin yüzde 40'ının yok olmasının, kitlesel göçlere ve
susuzluğa yol açmasının yanı sıra büyük bir ekonomik felaketi de
tetiklemesi bekleniyor.
Cevap 3: Ekonomik felaket yaşanır
Dünya Bankası'nın eski ekonomi uzmanlarından Sir Nicholas Stern,
ekonomik ve sosyal faaliyetlerin bozulmasının ardından ortaya çıkan
sonucun "20'nci yüzyılın ilk yarısındaki büyük savaşlar ve büyük
buhranla ortayan çıkan krize benzeyeceği" uyarısında bulundu.
Stern'in hazırladığı rapora göre, ülkeler yıllık gayrisafi milli
hasılalarının yüzde birini küresel ısınmayla mücadeleye ayırmazsa
bunun 5 ile 20 katını daha sonra ödemek zorunda kalacak.
Küresel ısıda sadece 2 derecelik bir artışın, dünya nüfusunun
neredeyse yarısının susuz kalmasına neden olabileceği belirtiliyor.
Kyoto dünyayı kurtarır mı?
Enerji santralleri, fabrikalar ve otomobillerin baş sorumlu olduğu ve
sera etkisi yaratan gazların atmosfere salınımını azaltmak konusunda
bağlayıcı ilk anlaşma olan Kyoto, 1997'de Japonya'da yapılan BM
toplantısında doğdu.
16 şubat 2005'te yürürlüğe giren Kyoto Protokolü'nün, gelişmiş
ülkelerin neden olduğu zararlı gazların yüzde 61.6'sı üzerinde
bağlayıcılığı bulunuyor.
Dünyada atmosfere en fazla sera gazı yayan ABD, Kyoto'nun mali olarak
çok fazla yük getirdiği ve gelişmekte olan ülkeleri "yanlış"
yönlendirdiği gerekçesiyle 2001'de anlaşmadan çekildi.
ABD ve Avustralya'nın dışarıda kalmasının, "fazla sorumluluğu olan" 35
gelişmiş ülkenin, 2008-2012 dönemine kadar gaz salınımını 1990'daki
miktarlarının yüzde 5 altına indirmesiyle ulaşılması beklenen
düzelmeye engel teşkil ettiği belirtiliyor.
Ayrıca, atmosferi en çok kirleten ülke olarak kendi bağımsız
önlemlerini alan ABD'nin, AB ülkelerinde ulaşılan durumdan çok daha
ileride olduğu kaydediliyor.
BM verilerine göre, AB 2004 itibariyle 1990 miktarlarının yüzde 0.6
gerisine inmişken, ABD'de yüzde 15'i aşan bir gerileme görüldüğü ifade
ediliyor.
Uzmanlar, zararlı gazların atmosfere salınımında küresel düzeyde
2030'a kadar yüzde 60, 2050'ye kadar ise yüzde 80 oranında azalma
olması gerektiğinin altını çizerken, en fazla yükümlülük altına giren
AB ülkelerinin bile, yüzde 8 oranında azalma hedeflemesi yetersiz
görülüyor. |
|
|
BAŞA DÖN - İÇİNDEKİLER |
1 Mart,
2007
Birleşmiş Milletlerin, 2007-2008 dönemini Kutup Yılı ilan etmesiyle
adını buradan alan ''Uluslararası Kutup Yılı Projesi'' pek çok ülkede
törenlerle resmen başladı. Proje küresel ısınmanın etkilerini
araştıran en geniş kapsamlı deney niteliğinde.
İki yıl sürecek projeyle buzulların erime hızından tehdit altındaki
canlı türlerine kadar küresel felaketin boyutları gözler önüne
serilecek.
Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 60 ülkenin desteklediği proje
kapsamında, kutup kesimlerindeki erime ve buna bağlı olarak deniz
seviyesindeki yükselme gözlemlenecek.
Zira bu durum, bazı yerleşim birimlerinin deniz seviyesine göre
alçalmasına ya da sahile yakınlaşmasına yol açarken, kimi yerlerde
köylerin tamamının tehdit altında olduğuna dair örnekler var.
Çalışmalara 50 bin kişi katılacak
Bilim adamlarına göre, kutup bölgelerindeki ısınma başka yerde
yaşanabilecek gelişmelerin habercisi olabilir.
Proje kapsamında, Güney Kutbu'ndaki deniz canlılarının incelenmesi,
rüzgarlar haritalarının hazırlanması, kutup bölgelerinde yaşayan
canlıların sağlıkları gözlemlenmesi gibi 200'ü aşkın çalışmaya imza
atılması öngörülüyor.
Çoğu bilim adamı 50 bin kişi, buz kıran gemiler, uydular ve
denizaltıları kullanarak şimdiye kadarki en ayrıntılı incelemeleri
yapacak.
Bu çalışma sonunda küresel ısınmanın etkilerinin de daha net şekilde
ortaya konmuş olması bekleniyor.
Proje, bugüne kadar yapılan dördüncü kutup yılı projesi. Ancak ilk
kez, araştırmalar aynı anda her iki kutupta birden yapılacak.
İki yıl sürmesi planlanan projenin 1.5 milyar dolara mal olacağı
tahmin ediliyor. |
|
|
BAŞA DÖN - İÇİNDEKİLER |
Uzmanlar, küresel ısınmayı yavaşlatmak için 10 yıl kaldığı konusunda
uyarıyor. Küresel ısınma, tüm dünyayı olduğu gibi, Türkiye’yi de
yakından ilgilendiriyor. Daha şimdiden kuraklık tehdidi baş gösterdi
bile… Dünya Doğal Hayatı Koruma Derneği bireysel olarak
uygulayabileceğimiz basit ama etkili önlemler konusunda yol
gösteriyor.
1. Su
Tatlı su, yeryüzünde yaşamın sürekliliği için en temel gereksinimdir.
Yeryüzünün yüzde 70'i suyla kaplı olmasına karşın, bunun yüzde 97'si
deniz suyudur. Yüzde 2'si kutuplarda buzul halindedir. Sonuç olarak,
tüm dünyada içilebilir su miktarı varolan kaynakların yalnızca yüzde
1'idir.
Bu kaynaklar, artan dünya nüfusu, kalkınma ve yatırım kararları
nedeniyle giderek tükenmektedir. Kalkınma programları, tatlı su
kaynaklarının sürekliliğiyle uyum içinde yürütülmedikçe, doğaya
verilen zarar artacaktır.
Su döngüsü ve onu destekleyen ekosistemler, suyu arıtarak ve geri
dönüştürerek insanlar, hayvanlar ve bitkiler için hazır hale getirir.
Ancak günümüzde en çok bozulmuş habitat türü tatlı su
ekosistemleridir. Türkiye'de son 40 yıl içinde 1 milyon 300 bin hektar
sulak alan kurutulmuş ve tahrip edilmiştir. Bu da Van Gölü'nün üç
katından fazladır.
Türkiye'nin tüm kullanılabilir su varlığı 110 milyar metreküptür. Tuna
Nehri'nin Karadeniz'e bir yılda 206 milyar m3 su boşalttığı göz önüne
alınırsa, sanılanın aksine, ne kadar su fakiri olduğumuz
anlaşılacaktır.
•Evde kullanılan temizlik malzemeleri, atık sularla birlikte nehirlere
karışır. İçinde fosfat bulunmayan ve suda ayrışabilen temizlik
ürünlerini kullanın.
•Dişlerinizi fırçalarken, bulaşık yıkarken ya da traş olurken açık
bırakılan musluk, dakikada yaklaşık 15-20 litre suyun boşa akmasına
sebep olur.
•Tek bir kişi yılda ortalama 49 bin 140 litre suyu tuvaletlerde
tüketir. Sifonun bir kez çekilmesi ile 10 lt su harcanır. Yeni
teknolojiler sayesinde standart modellere göre yüzde 60 daha az su
tüketen klozetler bulunmaktadır.
•Sifon çekildiğinde suyu renklendirsin ve temizlesin diye tuvalete
asılan maddeleri kullanmayın. Bunlar kanalizasyona karışarak kirliliğe
sebep olur.
•Çamaşır suyu, atık maddelerin ayrılıp çözülmesini sağlayan yararlı
bakterileri öldürür. Çamaşır suyunu olabildiğince az kullanın.
•Bozuk musluklardan ve tuvaletlerden sızan su, evinizdeki toplam su
tüketiminin yüzde 5'i kadardır. Akan tesisatınızı onarın.
•Kapı önü, balkon, teras gibi yerlerin temizliğinde hortumla su tutmak
yerine süpürge kullanın.
•Bahçenizi sulamak için, buharlaşmanın az olduğu sabah ya da akşamüstü
saatlerini tercih edin.
•Arabanızı yıkarken kova ve sünger kullanın. Hortumla yıkama, yaklaşık
550 litre su kullanımı demektir.
•Musluklara ve duş başlıklarına takılan ve su akışını azaltırken
basıncı artıran yeni sistemleri edinin.
•Suyu kireç ve bakterilerden arındıran filtreler kullanın.
2.Tarım ve gıda
•Organik tarımla elde edilen ürünleri seçin. Organik tarımla elde
edilen sebzeler diğerlerine göre daha fazla yararlı madde
içermektedir.
•Uluslararası sertifikaları olan organik tarım ve hayvancılık
ürünlerini tüketerek sürdürülebilir üretimleri destekleyin, organik
tarımın yaygınlaşmasına katkıda bulunun.
•Günlük gıdalarınızı seçerken mümkün olduğu kadar yaşadığınız yörede
ve bulunduğunuz mevsimde yetişen taze besinleri tercih edin. Bu hem
sizin sağlığınız hem de çevre açısından en doğru yaklaşımdır.
•Doğal koşulları zorlamadan ve değiştirmeden elde edilen ürünlerle
beslenerek hem kendinize, hem de çevreye verilen zararın azalmasına
katkıda bulunun.
•İşlenmiş, ambalajlanmış gıda satın alırken ya da tüketirken mutlaka
üretim, tüketim tarihlerini ve içindekiler bölümünü okuyun. Ürünün
içinde bilmediğiniz maddeler varsa mutlaka ne olduklarını araştırın.
3.Temizlik
•Temizlik ürünü satın alırken, ne tür temizlik için kullanacağınızı
düşünün. Yalnızca gereksiniminiz olan ürünleri satın alın.
•Temizlik ürünü satın alırken konsantre ürünleri tercih etmeniz hem
tasarruf sağlar, hem de daha az ambalaj tüketmenize neden
olur.Ambalajı geri dönüştürülmüş ürünleri tercih edin.
•Aldığınız ürünü kullanmadan önce, mutlaka kullanma kılavuzunu okuyun.
•Temizlik ürünlerini kesinlikle birbiriyle karıştırmayın.
•Kullanma dozunu etikette belirtildiği kadar ayarlayın. Fazla
kullanmak daha iyi temizlik sağlamazken, hem sağlığınıza, hem de
çevreye daha çok zarar verir.
•Temizlik ürününü çocukların erişemeyeceği yerlerde saklayın.
•Temizlik ürünlerinin kapaklarını sıkıca kapatın ve hiçbir temizlik
ürününü yiyeceklerle aynı dolapta saklamayın.
•Temizlik ürünlerini sonuna kadar kullanın. Ambalajları içinde kalan
maddelerle çöpe atmayın.
•Hiçbir temizlik ürününü kendi ambalajından başka bir ambalajda
saklamayın.
•Bulaşık makinesine koymadan önce yemek artıklarını iyice temizleyin.
•Yanıcı maddeleri yaşam alanınızdan uzak bir yerde saklayın.
•Temizlik ürünlerini oda sıcaklığında ve kuru bir yerde saklayın.
•Fazla miktarda temizlik ürünü kullanılması gerektiğinde, ortamı iyice
havalandırın.
•Bulaşık ve çamaşır makinenizi aşırı doldurmamaya özen gösterirken,
tam dolmadan da çalıştırmayın.
•Temizlik ürünlerini her kullanışınızda koruyucu eldiven kullanma
alışkanlığı edinin.
4.Enerji
Her tür enerji, elde edilmesinden son kullanıcıya ulaştırılmasına
kadar geçtiği tüm aşamalarda havaya, suya, yaşayan canlılara ya da yok
edilmesi sorun olan atıklarıyla çevreye zarar verir.
Hidrolik enerji, nehirlere barajlar kurulmasına, barajlar da nehir
kıyısında yaşayan insan topluluklarının başka yerlere göç etmesine ve
nehir ekosisteminin çökmesine sebep olur. Rüzgar ve güneş enerjisi
santralleri habitatların etkilenmesi ve doğal peyzaj bütünlüğünün
bozulması anlamına gelir.
Biyokütle enerjisi temini için kullanılan bitkilerin yetiştirileceği
tarlalar, belirli doğal alanların tarım alanına dönüştürülmesine sebep
olur. Fosil yakıtların yerini nükleer enerjinin alması, hem nükleer
kaza kaygısı, hem de radyoaktif atıkların güvenli biçimde
depolanamaması yüzünden olanaksız görünür.
•Gerekmediği zamanlarda bir saniyeliğine bile olsa ışığı kapatın.
•Her ortam için doğru tip ve büyüklükte ışıklandırma kullanın.
•Floresan ampulleri tercih edin.
•Mikrodalga fırınlar donmuş yiyeceklerin çözülmesi için
kullanıldığında fazla enerji harcar. Ancak yiyeceklerin ısıtılması, az
miktarda yemek yapılması, su kaynatılması gibi amaçlarla
kullanıldığında ekonomiktir.
•Suyu ocak yerine elektrikli ısıtıcıda ısıtarak hem daha hızlı sonuç
alırsınız, hem de daha az enerji harcarsınız.
•Güneşi bol yerlerde yaşıyorsanız, sıcak su gereksiniminizi güneş
enerjisiyle sağlayın.
•Klimaların filtresini en az ayda bir kez değiştirin.
•Evinizi ısı kaybına karşı yalıtın.
•Eşyalarınızı radyatörleri kapatacak şekilde yerleştirmeyin.
•Eğer çok ihtiyaç varsa, klima yerine vantilatör kullanmayı tercih
edin.
•Klima kullanıyorsanız, doğrudan güneş ışığı almayan yerlere
yerleştirin.
•Mutlaka kurşunsuz benzin kullanın. Yüksek performans sağlayan benzin
türlerini yeğleyin.
•Otomobil alırken, öncelikle gereksiniminize göre büyüklüğünü
belirleyin. Daha sonra da kendi sınıfında yakıt tüketimi en az olan
modelleri seçin. Hem siz tasarruf edersiniz, hem de doğaya yararlı
olursunuz.
•Evinizde kullandığınız yakıtların düşük kükürt içermesine özen
gösterin.
•Günümüzde çalıştırılmadan önce otomobillerin motorlarının
ısıtılmasına gerek yoktur.
•Otomobillerde aşırı yük taşımak benzin tüketimini artırır. Taşıma
kapasitesini aşmayın.
5.Ulaşım
Ulaşım araçlarının karbondioksit (CO2) emisyonu, sera etkisi yaratan
en etkin gazlardandır. Toplam karbondioksit emisyonunun yüzde 80'i ve
azot oksitlerin (NOx) emisyonunun yüzde 60'ı kara yolu ulaşımından
kaynaklanır.
•Olabildiğince toplu taşıma araçlarını tercih edin.
•Kısa mesafelere arabayla gitmek yerine, yürüyün.
•Satın alırken kurşunsuz benzin tüketen araçları tercih edin.
•Aracın egzoz emisyon ölçümünü, lastiklerin rot-balans ve hava ayarını
düzenli aralıklarla yaptırın.
•Benzin deposunu ağzına kadar doldurtmayın. Depo çok dolu olduğunda
benzin buharı sızarak hava kirliliğine sebep olur.
•Dengesiz ve aracın kapasitesinin üzerindeki yüklemeler, daha fazla
benzin yakılmasına ve lastiklerin ömrünün azalmasına sebep olur.
•Uzun duraklamalarda aracın kontağını kapatın.
•Kullandığınız fren ve debriyaj balatalarının asbestsiz olmasına
dikkat edin. Her fren yaptığınızda balatalardan ya da sürekli kullanım
halinde olan debriyaj sisteminden atmosfere karışan asbest, solunum
yoluyla akciğerlere gider.
•Aracınızın düzenli bakımını ihmal etmeyin.
•Gereksinim duyduğunuzdan daha büyük araç almayın. Aracınızın hava ve
yakıt filtrelerini her zaman temiz tutun.
•Araç kullanırken bütün camları sonuna kadar açmak aracın aerodinamik
yapısını bozarak daha fazla yakıt tüketimine sebep olur.
•Patinajlar ve ani frenler hem daha fazla yakıt tüketmenize, hem de
lastiklerin ve fren balatalarının aşınmasına sebep olur.
•Satın aldığınız aracın Avrupa Birliği emisyon normlarına uygun bir
motora sahip olduğundan emin olun.
6.Ambalaj
Plastik
Plastiğin doğada yok olma süresi bin yıldır. Ham petrol, doğal gaz
gibi yenilenemeyen kaynaklar plastik üretimi için azaltılmakta, oluşan
zararlı gazlar hava, su ve çevre kirliliğine sebep olmaktadır. Plastik
yandığında, çok tehlikeli bir madde olan ve sera etkisi yaratan
dioksin ortaya çıkar.
Cam
Kullandığımız tüm ürünler içinde yüzde 100 geri dönüştürülebilen ve
sonsuz kullanımı olan tek madde camdır. Cam çevreden toplanıp renk
ayrımı, temizleme, yıkama ve öğütme işlemlerinden geçtikten sonra
yeniden üretime kazandırılır.
Kırık camların eritilmesi ve yeniden değerlendirilmesi, asıl süreçten
yüzde 32 daha az enerji kullanılmasını sağlar. Yani, bir tek cam şişe
geri dönüştürüldüğünde, 100 Watlık bir ampulü dört saat yakabilecek
enerji tasarruf edilmiş olur. Hammadde kullanımı yerine geri dönüşüm
yoluyla üretilen cam, üretimi sırasında neden olunan hava kirliliğini
yüzde 20 oranında, su kirliliğini de yüzde 50 oranında azaltır.
Cam ambalajların bir özelliği de cam şişe ve kavanozların yıkanarak
tekrar kullanılabilmesidir. Bunlar toplandıktan sonra fabrikada
yıkanır ve tekrar doldurulurlar. Bir cam şişe ortalama 20 kez
kullanıldıktan sonra geri dönüştürülür.
Kağıt
Kağıdın hammadesi olan selüloz lifi, odun, pamuk, şeker kamışı ve
kullanılmış kağıttan elde edilir. Avrupa'da atık kağıt tüm kağıt
üretiminin yüzde 65'ini karşılamaktadır.
Kullanımdan geri dönen atık kağıtlar, mürekkepten arındırma ve
beyazlatma gibi birtakım işlemlerden geçirilir. Üretilen kağıdın, en
iyi koşullarda ancak yüzde 40'ı geri dönüştürülebilmektedir.
İş dünyasının yazı kağıtları ve fotokopilerden yılda yaklaşık 1 milyon
ton atık kağıt ürettiği tahmin edilmektedir.
Yüzde 100 geri dönüşümlü kağıttan üretilmiş bir ton kağıt, 17 ağaç,
4100 kws enerji ve yaklaşık 26.5 m3 suyun tasarruf edilmesi demektir.
Geri dönüşümlü liften üretilmiş kağıt, hava kirliliğini yüzde 74, su
kirliliğini yüzde 35, enerji sarfiyatını yüzde 28 oranında
azaltmaktadır. Ancak bir süre sonra lifleri parçalanarak kullanılmaz
hale geldiği için kağıt atıklarının geri dönüşümü sınırlıdır.
Metal
Bugün konserve, reçel, hayvan mamaları, tatlılar, çaylar, kahveler,
meşrubatlar ve spreyler gibi birçok ürünün saklanmasında metal
ambalajlar kullanılmaktadır.
Evsel atıkların yüzde 5'ini oluşturan metal ambalajların çöpe
atılması, çok büyük miktarda hammadde ve enerji kaybına sebep olur.
Metal ambalajların geri dönüştürülmesi, kok kömürü, kireçtaşı ve demir
cevheri çıkartılmasının üzerindeki yükü ve çöp dağlarında kapladıkları
yeri azaltmaktadır.
Bir ton kalay kaplı çeliğin geri dönüştürülmesi sonucu 1.5 ton demir
cevheri ve 0.5 ton kok kömüründen tasarruf edilmektedir. Hammadde
olarak demir cevheri kullanmak yerine metal ambalajların geri
dönüştürülmesi enerji sarfiyatını yüzde 70, hava kirliliğini yüzde 30
ve su kirliliğini yüzde 60-70 azaltır.
Alüminyum
Değerli olması ve çok kolay işlenmesi, alüminyumun geri dönüşümünü
kolaylaştırmıştır. Bugün, tüm dünyada dakikada yaklaşık 108 bin
alüminyum kutu geri dönüştürülmektedir. Orijinal hammadde kullanmak
yerine geri dönüşüm yoluyla üretilen her bir alüminyum kutunun
üretiminde yüzde 95 daha az enerji harcanmaktadır.
•Geri dönüşümü destekleyin. Ambalajında geri dönüşüm işareti olan
ürünleri yeğleyin.
•Cam ambalajın binlerce yıldır geri döndüğünü ve içindeki ürünün camla
hiçbir etkileşimde bulunmadığını bilerek alın.
•Plastik poşet ve yiyecek kapları gibi plastik ürünleri yeniden
kullanın.
•Plastik traş bıçağı, çakmak, tükenmez kalem, folyo pişirme kapları
gibi tek ya da çok az kullanımlık ürünleri kullanmayı en aza indirin.
•Az miktardaki alışverişlerinizde plastik poşet kullanmayın.
•Büyük boy ürünleri kullanın. Hacmi fazla ürünler hem daha fazla
kulanım hem de daha az ambalaj tüketimi demektir.
•Şişe ve kavanoz gibi cam saklama ürünlerini tekrar kullanın.
•Atmak istediğiniz cam malzemeleri organik çöplerle birlikte atmayın.
Biriktirip en yakınınızdaki cam kumbaralarına atın.
•Cam şişe ve kavanozları atarken renklileri ve renksizleri ayırın.
Metal kapakları çıkartın.
•Çok fazla ambalaj malzemesi kullanılmış ürünleri almayın.
•Çocuklara oyuncak alırken dayanıklı olmasına dikkat edin. Oyuncaklar
bozulduklarında çöpe giderler ve geri dönüşümleri çok zordur.
•Hediye olarak sevdiklerinize bir çevre örgütünün üyeliğini verin.
7.Sağlık
•Doğru ve dengeli beslenme alışkanlıkları edinin.
•Doğal yöntemlerle üretilmiş, ekolojik sebze ve meyvelerle beslenmeye
özen gösterin.
•Düzenli spor yapın.
•UVA ve UVB ışınlarının zararlarından korunmak için mutlaka filtreli
güneş gözlüğü kullanın.
•Güneşe çıkarken mutlaka koruyucu güneş gözlüğü kullanın.
•Sigara içmeyin, sigara içilen ortamlardan olabildiğince uzak durun.
•Evde kullandığınız boya incelticileri, temizlik malzemeleri gibi
çözücülerin kapaklarını işiniz bittiğinde sıkıca kapatın. Bu ürünlerin
içinde bulunan bazı zararlı maddeler buharlaşarak havaya karışır ve
sağlığınızı ciddi olarak tehdit eder.
•Hastalandığınızda doğru ilacı, doğru zamanda, gerektiği miktarda
kullanın. Doktor önerisi dışında ilaç kullanmayın.
•İlaçları ve aşıları uygun sıcaklıkta saklayın. Kullanmadan önce
prospektüsleri okuyun.
•Son kullanma tarihi geçen ilaçların çöpe atılması çevre açısından
tehlike yaratır. Bu ilaçlar usulüne uygun olarak paketlenerek Belediye
Sağlık İşleri'nin denetiminde ortadan kaldırılmalıdır.
8.Bilgisayar ve ofis malzemeleri
Bilgisayar, yaklaşık 24 kiloluk bir metal, plastik, cam ve silikon
yığınıdır. Bir tek bilgisayarda bulunan yongaları üretmek için 12 ton
su tüketilir. Bütün bir bilgisayarın üretimindeyse yaklaşık 33 ton su,
1 kg bakır, 700 çeşit kimyasal madde kullanılır, 2300 kws enerji
harcanır ve 63 kg çöp ortaya çıkar.
•Evinize ya da iş yerinize alacağınız bilgisayarın, yazıcının ya da
fotokopi makinesinin, hem şimdiki hem de gelecekteki
gereksinimlerinizi karşılayacak nitelikte olmasına özen gösterin.
•Elektrik tüketimi benzerlerine göre daha düşük modelleri satın alın.
•Aldığınız bilgisayarın ya da ambalajın, CD, disket, toner, kartuş vb.
ofis gereçlerinin geri dönüşümlü malzemeden üretildiğinden emin olun.
•Geri dönüşümlü kağıt kullanabilen yazıcıları yeğleyin.
•Bilgisayardaki metinlerden kağıt çıktısı almaktan vazgeçin. Bu konuda
ısrar eden kişilerin de bundan vazeçmesini sağlamaya çalışın.
•Yazılı haberleşme yerine elektronik haberleşmeyi, kağıt kullanarak
faks çekme yerine bilgisayarla faks çekmeyi ya da e-posta göndermeyi,
belgeleri fotokopiyle çoğaltmak yerine elektronik ortamda iletimini
tercih ederek kağıt kullanımını en aza indirin.
•İş yerinde yazıcıları olabildiğince paylaşın.
•Kullanmadığınız zamanlarda bilgisayarınızı ve tüm ofis gereçlerini
kapatın. Bekleme konumunda da enerji tüketimi önemli düzeydedir.
•Yazıcı ve fotokopi makinelerinde, üreticinin önerdiği kağıt ve diğer
tüketim malzemelerini kullanın. Yanlış malzeme, gerecin bozulmasına
sebep olabilir.
•Kullanmayacağınız bilgisayarları atmayın, Türkiye'de bilgisayarla
henüz tanışmamış daha pek çok okul olduğunu unutmayın.
9.Kozmetik
•Kozmetik ürünlerin bulunduğu şişe, kutu vb. kapaklarını sıkıca
kapatın.
•Güneş, kozmetiklerin içindeki koruyucuların bozulmasına sebep olur.
Kozmetiklerinizi güneşte ve sıcak ortamlarda bırakmayın.
•Ürüne asla su eklemeyin. Su, bakterilerin üremesine sebep olur.
•Kokusu ya da rengi değişen ürünü atın.
•Ambalajı zarar görmüş ürünü satın almayın.
•Hayvanlar üzerinde test edilen ürünleri satın almayın.
•Geri dönüşümlü ambalajı olan ürünleri tercih edin.
•Ürünün etiketini, içindekiler bölümünü ve kullanma talimatlarını
mutlaka okuyun.
•CFC içeren spreyleri kesinlikle kullanmayın. Ozon tabakasına zarar
vermeyen ürünleri tercih edin.
•Makyaj malzemelerinizi başkalarıyla ortak kullanmayın. Mikrop
bulaşabilir.
•Temizliğinden emin olmadığınız parfümerilerdeki deneme ürünlerini
kullanmayın.
•Göz makyajı ürünlerinizi 3-4 ayda bir değiştirin.
•Araba kulanırken asla göz makyajı yapmaya çalışmayın.
•Enfeksiyon durumunda, durumu farkettiğiniz anda ürünü kullanmayı
bırakın. O ürünü bir daha kullanmayın, atın.
•Ürünü kullanmayı bıraktıktan sonra, ciltte oluşan sorunlar devam
ederse, bir cilt doktoruna gidin.
•"Dermatolojik olarak test edilmiştir", "hipoalerjenik", "doğal
ürünler içerir" gibi yazılara dikkat edin ve bu tür ürünleri almaya
çalışın.
•Güneşe çıkarken, mutlaka yüksek koruma faktörlü kremler kullanın.
•Alfa hidroksil asit (AHA) içerikli kremleri almadan önce cildinizin
küçük bir bölümünde deneyin.
•AHA içerikli ürünler güneşin etkisini artırmaktadır. AHA içerikli bir
ürün kullanıyorsanız, güneşe mümkün olduğu kadar az çıkın, mutlaka
yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanın.
•Saçlarınızı boyatmadan 24 saat önce dirseğinizin iç tarafına çok az
miktarda boyayı sürerek deneyin. Saç boyaları birçok kişide alerjik
tepkilere yol açmaktadır.
•Manikür sırasında, tırnakları çevreleyen deriyi kesmeyin ve itmeyin.
Bu deriler, tırnağı oluşturan hücreleri korumakta ve enfeksiyonu
engellemektedir.
•Yapay tırnak kullanmayın. Uzun süre yapay tırnak kullanımı
tırnakların ince, donuk ve kırılgan olmasına neden olur.
10.Zehirli kimyasallar
Oturma ve yatak odasında
•Sentetik halılar, sentetik köpüklerden yapılan şilteler ve döşemeler,
köpük, lateks ya da plastik malzemeden yapılan örtüler kullanmayın,
bunlar uçucu organik kimyasallar (VOC) yayar. Yün, pamuk, jüt gibi
organik doğal liflerden üretilmiş halıları tercih edin.
•Halı yerine ahşap, seramik ya da mantar taban malzemelerini tercih
edin.
•Ürünlerde bulunan, brom içeren yanmayı önleyici maddelere kısıtlama
getiren TCO 95 etiketi taşıyan bilgisayarları ve monitörleri alın.
•Eğer hamileyseniz, halı kaplatma ya da önceden kaplanmış halıları
kaldırtma, badana-boya işleri yaptırmayın.
•Oda spreyleri ve koku yayıcılar yerine temiz havayı yeğleyin,
pencerelerinizi açın! Bunu yapamıyorsanız, bir kase kabartma tozu gibi
doğal koku gidericileri ya da vazo çiçekleri kullanın.
•Kuru temizlemeden olabildiğince uzak durun. Makinede yıkanabilen
kumaşları tercih edin.
•Yatak odanızda televizyon, bilgisayar, video gibi elektronik aletler
bulunmamasına özen gösterin.
Çocuk bakımında
•İçeriğinde polikarbonat bulunan biberonları satın almayın. Piyasadaki
biberonların çoğu, bisfenol A içeren polikarbonattan yapılmıştır.
Bisfenol A, biberonun içindeki sıvıya geçebilen, hormon sistemine
zarar verici bir kimyasaldır. Biberonun ambalajındaki PC7 yazısı ya da
geri dönüşüm üçgeni içindeki 7 rakamı, ürünün içeriğinde polikarbonat
kullanıldığını belirtir.
•Eskimiş biberonları kullanmayın.
•Çocukların iki yıldan daha eski PVC oyuncaklarla oynamasına izin
vermeyin.
•Çocuklar için plastik logo taşımayan ve kimyasal işlemden geçmemiş
giysileri tercih edin.
Banyoda
•Sentetik kokulu kozmetikleri kullanmak yerine, doğal ürünlerden
yapılmış, kokusuz kozmetikleri kullanın.
•Triklosan içeren diş fırçalarını, diş macunlarını ve ağız sularını
kullanmayın.
•Tehlikeli kokuları ve uçucu organik kimyasalları emebilen vinil yer
malzemesinden uzak durun.
•Klorinle ağartılmış kağıt bazlı temizlik ürünlerini kullanmayın.
•Ürünlerinde phthalates kullanılmadığını belirten markaları tercih
edin.
•İçinde böcek öldürücü bulunan bit şampuanlarını kullanmayın. Bunlar
tümüyle zehirli kimyasallardır. Plastik bit tarağı kullanarak, saçları
ıslakken tarayın.
Mutfakta
•Taze meyve ve sebzeleri iyice yıkamadan ve soymadan yemeyin.
•Konserve gıdalardan uzak durun.
•Triklosan içeren plastik kesme tahtalarını, bulaşık bezlerini,
süngerleri, deterjanları, sabunları ve dezenfektanları kullanmayın.
•Streç film kullanmayın.
•Ambalajında PVC3 ve PC7 yazılarını ya da geri dönüşüm üçgeni içinde 3
ve 7 sayılarını gördüğünüz ürünleri almayın.
•Taze, organik gıdaları işlenmiş gıdalara tercih edin.
•Su filtresi kullanın.
•Yağ oranı yüksek yiyeceklerin tüketimini en aza indirin.
•Ton balığı gibi yağ oranı yüksek balıklar, yüksek düzeyde kimyasal
madde içerebilir. Bu durum özellikle çocuklar, hamile kadınlar, hamile
kalmayı planlayan ya da bebek emziren kadınlar için zararlıdır.
11.Sürdürülebilir kalkınma kavramı
•Yaşama saygı duymak
•İnsanoğlunun yaşam kalitesini artırmak
•Yeryüzündeki yaşamın çeşitliliğini korumak
•Yenilenemeyen kaynakların tüketimini en aza indirmek
•Yeryüzünün taşıma kapasitesinin üzerine çıkmamak
•Alışkanlıklarımızı değiştirmek
•Herkesin kendi yöresine sahip çıkmasına olanak tanımak
•Kalkınma ve çevreyi bütüncül politikalar çerçevesinde ele almak |
| Küresel
Isınmanın
|
BAŞA DÖN - İÇİNDEKİLER |
Ahmet ATALIK TMMOB Ziraat
Mühendisleri Odasıİstanbul Şube Başkanı
Küresel Isınma Gezegenimiz 4,65 milyar yıllık tarihi boyunca birçok
kez ısınmış ve soğumuştur. Günümüzde dünyamız yine hızlı bir ısınma
periyoduna girmiştir ve bu kez diğerlerinden farklı olarak, oldukça
fazla bir nüfus kitlesiyle bu etkiye maruz kalacaktır. Küresel
ısınmayı sade bir tanımlama ile; “atmosfer, okyanuslar ve kara
kütleleri yüzeyindeki sıcaklıktaki yükselme” olarak tanımlayabiliriz.
Bu ısınmaya kömür, petrol ve doğal gaz gibi fosil yakıtların yakılması
sonucu atmosfere dahil olan sera gazlarının neden olduğu
sanılmaktadır. Sera Etkisi Dünyamızı aydınlatan ve ısıtan enerjinin
kaynağı güneştir. Güneşten, gezegenimizin yüzeyine ulaşan kısa dalgalı
radyasyon, ışıktan ısıya dönüşmek suretiyle dünyamızı ısıtır. Yeryüzü,
bu radyasyonun bir kısmını uzun dalgalı kızılötesi ışın olarak uzaya
geri yansıtır. Bu uzun dalgalı kızılötesi ışınların büyük bölümü uzaya
geri dönerken, bir bölümü dünyaatmosferinde sera gazları vasıtasıyla
tutulu kalmaktadır. Atmosferde kızılötesi ışınların tutulması ve
yansıtılması sırasında, tıpkı seradaki camlar gibi ısıyı muhafaza
etmeözelliklerinden dolayı bu gazlara “sera gazı” adı verilmiştir. Bu
gazların atmosfer içindeki miktarlarının artması ile atmosfer, güneş
yoluyla dünyamıza sağlanan ısının tutulmasını-tekrar geriye
bırakılmasını sağlayan bir yalıtkana dönüşmektedir. Sera Gazı
Çeşitleri Sera gazları tabii olarak doğada bulunurlar ve ayrıca
insanların çeşitli faaliyetleri sonucu ortaya çıkarlar. Sera gazları
içerisinde en bol miktarda bulunanı okyanuslar, denizler, göller ve
akarsulardan buharlaşma yoluyla atmosfere karışan su buharıdır. Karbon
dioksit (CO2) ikinci en fazla bulunan sera gazıdır. Organik maddenin
çürümesi, hayvan ve insanlarını solunumu, yanardağ patlamaları gibi
birçok doğal olaylar sonucu atmosfere dahil olmaktadır. Ayrıca,
insanlar fosil yakıtlar, katı atıklar, ağaç ve ağaç ürünleri yakmak
suretiyle evlerini ısıtmak, motorlu taşıtlar kullanmak ve elektrik
üretmek amaçlarıyla atmosfere dahil olan karbon dioksit miktarını
arttırırlar. 18nci yüzyılın ortalarındaki Sanayi Devrimi’nden bu yana
atmosferdeki miktarı 281 ppm’den 368 ppm’e ulaşarak %31’lik bir artış
göstermiştir. Metan (CH4), atmosfer içerisinde daha etkili yalıtkanlık
yaratan bir gazdır. Aynı miktardaki karbon dioksite oranla en az 20
kat daha fazla ısıyı tutabilmektedir. Kömür, doğal gaz ve petrolün
üretim ve taşınması esnasında atmosfere dahil olmaktadır. Metan,
büyükbaşhayvanlar başta olmak üzere kimi hayvanların sindirim yan
ürünü olarak ortaya çıkmasının yanında atık alanlarındaki organik
maddelerin bozuşmasından da meydana gelmektedir. Sanayi Devrimi’nden
bu yana atmosferdeki metan miktarı iki kattan daha fazla artmıştır.
Diazot monoksit (N2O), esas olarak tarım topraklarının işlenmesi ve
fosil yakıtların yakılması sonucu ortaya çıkmaktadır. Çok güçlü
yalıtkanlık özelliği olan bir gazdır. Aynı miktardaki karbon dioksitin
tuttuğundan yaklaşık 300 kat fazla ısı tutma özelliğine sahiptir.
Atmosferdeki miktarı, sanayileşme öncesindeki düzeyle kıyaslandığında
%17’lik bir artış göstermiştir. Sera gazları, aynı zamanda modern ve
teknolojik bir hayatın devamı için gerekli üretim işlemleri sonucunda
da meydana gelmektedir. Alüminyumun eritilmesinden perflorlu
bileşikler meydana gelmektedir. Otomobil koltukları, mobilyalar ve
yalıtımda kullanılan köpükler de dahil olmak üzere birçok maddenin
üretimi esnasında hidroflorokarbonlar meydana gelmektedir. Kimi
gelişmekte olan ülkelerde montajı yapılan buzdolaplarına hâlâ soğutucu
gaz olarak kloroflorokarbonlar kullanılmaktadır.20nci yüzyıl boyunca,
atmosfer içerisinde büyük miktarlarda artış gösteren bu sentetik
kimyasalların bazıları atmosfer sıcaklığını arttırma özelliklerinin
yanında, dünyamızı morötesi ışınların olumsuz etkilerinden koruyan
ozon tabakasına da zarar vermektedirler. 2000 yılında triflorometil
sülfür pentaflorid adında yeni bir sentetik bileşiğin atmosferde hızlı
bir şekilde arttığı belirlenmiştir. Bu gazın diğer bilinen sera
gazlarından çok daha fazla ısıtutma özelliği olması endişe vericidir
ve endüstriyel kaynağı hâlâ bulunamamıştır. Küresel Isınmanın Etkileri
Dünya üzerindeki tüm yaşamlar sera etkisi ile yakından ilişkilidir.
Sera etkisi olmayan bir dünya, yaklaşık 33 oC’lik bir soğuma ile karşı
karşıya kalır ki, bu da dünyamızın bir kutuptan diğerine buzlarla
kaplanması anlamına gelmektedir. Ancak, sera gazlarının atmosferde
aşırıbir şekilde artması da sürekli ısınma şeklinde dengelerin
bozulması tehdidini yaratmaktadır. Dünyanın ortalama yüzey sıcaklığı
15 oC’dir. Geçtiğimiz yüzyılda bu sıcaklık 0,6 derecelik bir artış
göstermiştir. Kıtalar üzerindeki sıcaklık okyanuslar ve denizlere
oranla daha fazla artmıştır. 1950 yılından bu yana deniz yüzeyi
sıcaklığı kara yüzeyindekinin ancak yarısı kadar artmıştır. Gece
sıcaklıklarında da her 10 yılda ortalama 0,2 oC artış görülmüştür.
IPCC(Intergovernmental Panel On Climate Change)’nin 2001 yılında
yayımlanan üçüncü değerlendirme raporunda 2100 yılına kadar
dünyamızdaki ortalama sıcaklığın 1,4-5,8 oC arasında artacağı
belirtilmektedir. Bu artışın 1990-2025 yılları arasında 0,4-1,1 oC,
1990-2050 yılları arasında 0,8-2,6 oC civarında seyredeceği
kurgulanmaktadır. Küresel ısınmaya bağlı olarak geçtiğimiz yüzyılda
kar örtüsü ve buzul boyutlarında küçülmeler yaşandı. 1960’ların
sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde %10’luk bir azalma
oldu. Orta ve daha yukarı enlemlerde göl ve nehirlerin yıllık buzla
kaplıkalma sürelerinde yaklaşık 2 haftalık bir kısalma oldu. 20nci
yüzyıl boyunca dağ buzullarında da büyük çapta zirveye doğru
çekilmeler yaşandı. 1950’lerden 2000’e kadar geçen sürede Kuzey
Yarıküre’de bahar ve yaz aylarındaki deniz buzulu boyutlarında %10-15
oranında küçülmeler yaşandı. 20nci yüzyılın son 30 yılında Arktik
deniz buzulu kalınlığında yaklaşık %40’lık bir azalma yaşandı.
Önümüzdeki süreçte de ısınmaya bağlı olarak okyanusların
ılıklaşmasıyla birlikte dağ buzullarının ve kutuplardaki buz örtüsünün
erimeye devam etmesi beklenmekte ve deniz seviyelerinin de 9-100 cm
arasında yükseleceği tahmin edilmektedir.20nci yüzyıl boyunca deniz
seviyelerinde 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptanmıştır.
Sibirya’nın batısında 11 bin yıldır donmuş halde bulunan ve yaklaşık
Fransa ve Almanya büyüklüğündeki turbalıklar küresel ısınmanın
etkisiyle son 3-4 yıldır erimeye başladılar. Son 40 yıl içinde bu
yörede 3 oC’lik bir sıcaklık artışı görülmüştü. Artık geri dönüşü
olmayan bu erime olayının sonucunda atmosfere milyarlarca ton metan
gazı dahil olacak. CO2gazından 20 kat daha fazla ısı tutabilme
özelliği olan CH4gazının bu düzeyde atmosfere salınımıküresel ısınma
hızını ve şiddetini bu güne kadar yapılan tahminler üzerinde
arttıracaktır. Deniz seviyesinde görülecek yükselme, birçok kıyı
bölgesi yerleşimini olumsuz yönde etkileyecektir. Örneğin deniz
seviyesinde meydana gelecek 100 cm’lik bir artışlaHollanda’nın %6’sı,
Bangladeş’in %17,5’i ve birçok adanın ya tümü ya da büyük bölümü sular
altında kalacaktır. Denizlerdeki yükselme kıyı ekosistemlerinde büyük
değişiklikleryaratacak, denizlere yakın alçak düzlüklerde yeni
bataklıklar meydana gelecektir. Denizlerinkaralar üzerinde ilerlemesi
ile oluşacak arazi kayıplarının yanında kıyı erozyonlarında da
artışlar görülecektir. Mevsimler bazı bölgelerde daha uzun olmaya
başlayacak, kış ve gece sıcaklıkları, yaz ve gündüz sıcaklıklarından
daha fazla artma eğiliminde olacaktır. Isınan bir dünyada
sıcakstresinden dolayı daha çok insan ölecek, tropik bölge
hastalıkları serin iklim bölgelerine doğru yayılma gösterecektir.
Isınmayla birlikte okyanus ve denizlerden daha fazla su buharlaşacak
ve dünya daha rutubetli olacaktır. Bu da yağışların artmasına neden
olacaktır. Kıtalar üzerine düşen yağış miktarı son yüzyıl içerisinde
%1’lik bir artış göstermiştir. Gücünü suyun buharlaşmasından alan
kasırgalar muhtemelen daha da güçlü olacaklardır. El Nino kasırgası
önceki yüz yıllık periyotla karşılaştırıldığında son 20-30 yıllık
süreçte daha sık, uzun süreli ve şiddetli görülmeye başlanmıştır. Sert
ve devamlı rüzgarlar, suyun topraktan daha hızlı bir şekilde
buharlaşmasına yol açacak, bu da bazı bölgelerin eskisinden de daha
kurak olmalarına neden olacaktır. 20nci yüzyıl boyunca orta ve daha
yukarı enlemlerdeki kıtalar üzerine düşen yağışta %5-10 arasında
artışsaptanmıştır. Yoğun yağış sıklığında da %2-4’lük artış (24 saatte
50 mm) görülmüştür. Buna karşılık subtropikal alanlardaki karalara
düşen yağışta %3’lük azalma olmuştur. Özelliklekuzey ve batı Afrika ve
Akdeniz ülkelerinin kimilerinde yağışlarda düşüş yaşanmıştır. Son 10
yılda Asya ve Afrika gibi bazı kıtalarda kuraklık ve sıcaklık
şiddetlerinde artış olmuştur. İklimi ısınmış bir dünyada muhtemelen
önceden olduğundan daha fazla tarım ürünü üretilebilecektir. Ancak, bu
üretim ille de şu anda verimli olan bölgelerde olmayıp serin iklim
kuşaklarına doğru kayacaktır. Kuzey Yarıküre’de özellikle üst
enlemlerde son 40 yıllık süreçte, ürün yetiştirme sezonunda her on
yılda 1-4 gün uzama belirlenmiştir. Küresel ısınma ve nemin artmasına
paralel olarak gelecekte tarım ürünlerine ve ormanlara daha fazla
böcek ve hastalık musallat olacaktır. Küresel ısınmanın etkisiyle
hayvanlar ve bitkiler kutuplara ve üst dağlık kesimlere-yüksek
rakımlara doğru göç edeceklerdir. Ancak, bu göç yollarını tıkayan
kentler ya da tarım arazileri ile karşılaşan ve bunları aşamayan bitki
türlerinin nesilleri tükenecektir. Küresel Isınmanın Türkiye
Üzerindeki Olası Etkileri
--------------------------------------------------------------------------------
Türkiye, küresel ısınmanın potansiyel etkileri açısından risk grubu
ülkeler arasındadır.Ülkemiz küresel ısınmanın özellikle su
kaynaklarının zayıflaması, orman yangınları, kuraklık ve çölleşme ile
bunlara bağlı ekolojik bozulmalar gibi olumsuz yönlerinden
etkilenecektir. IPCC’nin 2002 yılı yayımlanan V. Teknik Raporu’nda;
1901-2000 yılları arasında Türkiye’de her 10 yılda sıcaklık 0,2 oC’ye
kadar arttığı, yağışta ortalama %10 düşüş olduğu, 2071-2100 yılları
arasında ise Samsun’dan Adana’ya bir hat çizildiğinde bunun batı
kısmının 3-4 oC, doğu kısmının ise 4-5 oC civarında ısınacağı, günlük
yağış miktarında 0,25 mm’ye kadar düşeceği, buharlaşma ve
evaporasyonun artacağı, yaz kuraklığının artacağı, yağıştaki azalış,
sıcaklık, evaporasyon ve kuraklıktaki artışla doğrudan
bağlantılıolarak orman yangınlarında artış olacağı, su kaynaklarındaki
zayıflamaya bağlı olarak içsularda yaşayan balık türlerinde azalma
yaşanacağı, sularda meydana gelecek sıcaklık artışının üreme
bozukluklarına yol açacağı, arazi kullanımında meydana gelecek
değişikliklerin erozyonu artıracağı, belirtilmektedir. Dünya Su
Kaynakları ve Tarım TopraklarıDünya üzerindeki en yaşlı kayalar
oldukları belirlenen Greenland’daki Isua kayaları içerisinde 3,8
milyar yıllık suya rastlanmıştır. Suyun kökeni ile ilgili birçok teori
bulunmakla birlikte yeryüzünde bu zamandan daha önce suyun varlığına
dair başka kanıt bulunamamıştır. Dünyadaki toplam su miktarı 1,4
milyar km3olup, bu suyun %97,5’i tuzlu su, geriye kalan %2,5’i tatlı
su kaynaklarından oluşmaktadır. Tatlı suların da ancak %0,3’ü
göllerde, akarsularda, barajlarda ve göletlerde bulunmaktadır.
Dünyamızda 1,4 milyar insan yeterli içme suyundan yoksundur. 2,3
milyar kişi sağlıklı suya hasrettir ve yılda 7 milyon kişi su ile
ilgili hastalıklardan ölmektedir. Dünyada kişi başına su tüketimi
yılda ortalama 800 m3civarındadır. Ayrıca, dünyada 800 milyon kişi
gıdayetersizliği ile karşı karşıyadır. Dünyadaki toplam su tüketiminin
%73’ü sulamada kullanılmaktadır. 1995 yılı itibarıyla dünyada sulanan
tarım alanları 253 milyon hektar iken, 2010 yılında 290 milyon
hektara, 2025 yılında ise 330 milyon hektara ulaşması beklenmektedir.
Dünyada toplam işlenebilir tarım arazisi 3,2 milyar hektardır. Son
yıllarda kişi başına düşentarım arazisi gelişmiş ülkelerde %14,3
azalırken, gelişmekte olan ülkelerde %40 oranında azalmıştır.
Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO)’ne göre kişi başına
düşen tarım arazisi 0,23 hektar olup, 2050 yılında bu miktar 0,15
hektara kadar düşecektir. Türkiye’nin Su Kaynakları ve Tarım
Toprakları
--------------------------------------------------------------------------------
Ülkemizin yenilenebilir su potansiyeli 234 milyar m3olup bulun 41
milyar m3’ü yeraltı suları, 193 milyar m3’ü yerüstü sularından meydana
gelmektedir. Ülkemizde çeşitli amaçlara yönelik kullanımlarda teknik
ve ekonomik anlamda tüketilebilecek yüzey ve yeraltı suyu miktarının
110 milyar m3olduğu belirlenmiştir. Bir ülkenin su zengini
sayılabilmesi için yılda ortalama kişi başına 10.000 m3su
potansiyeline sahip olması gerekir. Su potansiyeli 1.000 m3’ten az
olan ülkeler “Su Fakiri” kabul edilmektedir. Kişi başına düşen
kullanılabilir su potansiyeli 3.690 m3olan ülkemiz, dünya ortalaması
olan 7.600 m3’ün oldukça altında olmasından dolayı su fakiri olmamakla
birlikte su kısıtı bulunan ülkeler arasındadır. Kişi başına düşen
kullanılabilir su miktarımız 1.735 m3’tür. Devlet İstatistik
Enstitüsü, 2025 yılına kadar ülkemiz nüfusunun 80 milyona varacağını
tahmin etmektedir. Bu durumda kişi başına düşecek kullanılabilir su
miktarımız 1.300 m3’e düşecektir. Ülkemizin yüzölçümü 78 milyon hektar
olup bunun sadece 28 milyon hektarlık kısmıekilebilir arazilerden
meydana gelmiştir. Suyun Tarımdaki Önemi Kıtlık ve açlığın dünyayı
ciddi olarak tehdit ettiği 21nci yüzyılda toprak ve su en
önemlistratejik maddeler olarak kabul edilmektedir. Günümüzden 6.000
yıl önce Mezopotamya bölgesinde Sümerler, hendekler kazarak Fırat
veDicle’nin sularını tarlalarına akıtmakla insanoğlunun ilk sulu
tarıma geçmesini sağladılar ve uygarlığı başlattılar. Kentler kuruldu,
nüfus arttı, ortaya yönetici sınıflar çıktı. Benzer gelişmeler
Mısır’ın Nil, Hindistan’ın İndus vadileriyle Çin’de Sarı Nehir
civarında yaşandı. Suyun en verimli şekilde değerlendirilmesi 2nci
Dünya Savaşı’ndan sonra başlamıştır. Savaştan sonra insanların
beslenme ve giyinme gibi gereksinimlerinin artışı topraktan daha fazla
yararlanmayı zorunlu hale getirmiş ve bunun da etkin sulama ile
sağlanabileceği sulamayatırımlarına öncelik verilmiştir. Türkiye’de de
modern anlamda sulama projeleriningeliştirilmesi, 1950’li yılların
başında DSİ ve TOPRAKSU gibi kamu kurumlarının kurulmasıile büyük bir
hız kazanmıştır. Ülkemizde ekilebilir araziler limitine 1970’li
yıllarda ulaşılmış, bu tarihten itibaren ise tarımsal üretimin
arttırılması ancak ülke genelinde geliştirilen modern sulama projeleri
ile mümkün olabilmiştir. Ülkemiz topraklarının 25,8 milyon hektarlık
kısmı sulanabilir arazilerden oluşmaktadır. Ekonomik olarak
sulanabilir arazi miktarı ise 8,5 milyon hektardır. DSİ, Mülga Köy
Hizmetleri Genel Müdürlüğü ve halk sulamalarıyla bu alanın ancak 4,9
milyon hektarlık kısmı sulamaya açılabilmiştir. Sektörel bazda yapılan
su tüketim tahminlerinde, ülkemizin ekonomik olarak sulanabilir 8,5
milyon hektar arazisinin, bu iş için ayrılan ödenekler dikkate
alındığında, tamamının sulamaya açılabilmesi için yaklaşık 100 yıl
daha gerekmektedir. Dünyadaki sulanan alanlar ekili alanların sadece
%17’lik kısmını oluşturmalarına karşın, toplam bitkisel üretimin %40’ı
bu alanlardan elde edilmektedir. Suyun Yanlış Kullanımının Sonucu:
Çölleşme!
--------------------------------------------------------------------------------
Kurak ve yarı kurak iklim kuşağında yer alan ülkemizde kuraklık ve
çölleşme sorunlarının küresel ısınma ile daha da artacağı dikkate
alındığında sulama, aynı zamanda önemli bir sorunu da beraberinde
getirmektedir; toprakların tuzlanması, yani arazi kalitesinin
bozulması, çölleşme!Yağışlı bölgelerde, toprak içerisinde doğal olarak
bulunan tuzlar yağmur sularıyla akarsulara ve yer altı sularına
taşınır, bunlar aracılığıyla da deniz ya da göllere kadar ulaşır. Bu
nedenle yağışlı bölge topraklarında genellikle tuz birikmesi olmaz.
İklimi sıcak, yağışı az bölgelerde tarımsal üretim ve verimi arttırmak
amacıyla toprağa kontrolsüz-gelişigüzel verilen sular, içlerinde doğal
olarak bulunan tuzu toprağın içine dahil ederler. Fazla verilen bu su,
aynı zamanda taban suyunu yükseltmek suretiyle toprak ve taban suyu
içinde bulunan tuzları da yukarı doğru harekete geçirir. Sıcağın
etkisiyle beraberinde toprak yüzeyine kadar taşıdığı tuzları burada
bırakarak, hızla buharlaşmak suretiyle, toprak yüzeyinde buzlanma
yaratır, tarımsal üretimi sınırlar ve verimi düşürür. Fırat Nehri’nin
iyi kalitedeki suyu bile her yıl 10 dekar toprağa 1,1 ton civarında
eriyebilir tuzlarını dahil etmektedir. 1940 yıllarında dizel
motopompların kullanılmaya başlanmasıyla birlikte sulamamasraflarının
düştüğü Suriye’nin Fırat Nehri havzasında yeni alanlar tarıma
kazandırılmıştır.1980 yılına kadar geçen süreçte, bu arazilerin
yarısına yakın kısmında son derece yüksek tuz konsantrasyonları
meydana gelmiş ve bu alanların büyük bir kısmı terk edilmiştir. Aynı
durum şu anda GAP Bölgemizde de görülmektedir. Harran Ovası’nın
topraklarında belirgin bir tuzlanma başlamıştır. GAP Bölgesinin kalan
toprakları da sulamaya açıldıkça, bu problemo kısımlarda da
görülecektir. Sadece Harran Ovası değil, tüm GAP topraklarının
ilerideki en önemli sorunu tuzluluk olacaktır. Bugün, bir zamanlar
“verimli ay” olarak tanımlanan Mezopotamya bölgesindeki toprakların
%80’i tuzlanarak elden çıkmıştır. Dünya tarihinde su kaynakları
yönetimi uygarlıkların gelişmesinde ve hatta çöküşlerinde her zaman
önemli roller oynamıştır. Mısır, Çin, Hindistan, Mezopotamya
uygarlıklarında, hanedanlıkların yıkılması ile su kaynakları yönetimi
arasında yakın ilişkiler bulunmaktadır.Mezopotamya’da drenajın
olmayışı ya da yetersizliği, sulama suyunun alt katmanlardaki tuzu
bitki kök derinliğine çıkartması ve sulama suyundaki tuzun bitki kök
bölgesinde birikmesi sonucunda tarım alanlarında tuzlanmaya neden
olmuştur. Ülkemizde tuzlu, sodyumlu ve borlu topraklar İç Anadolu
başta olmak üzere 1,6 milyon hektar alan kaplarlar. Özellikle batı ve
güney bölgelerimizde aşırı sulamalar sonucu toprak kalitesi bozulmuş,
tuzlanma, zararlı ve hastalık oranları artmış ve verim düşmeye
başlamıştır. Çukurova, Gediz, Söke ve Amik Ovaları tipik örneklerdir.
Dünyada hâlâ pek çok sulama projesi, kısa vadeli ve akılcı olmayan
planlamalar yüzünden tarım topraklarında tuzlanmaya neden olmaktadır.
Bugün dünyada tuzlanmanın yılda 2 milyon hektar gibi bir miktarla
yayıldığı ve bu nedenle sulama sayesinde elde edilen üretim artışının
sağladığı gelirlerin büyük oranlarda azalmasına neden olduğu
görülmektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizdeki su tüketiminin
%73’ü tarım sektöründe gerçekleşmektedir. Erozyonun Barajlarımız ve
Sularımız Açısından Önemi
--------------------------------------------------------------------------------
Büyük yatırımlar yapılarak çeşitli amaçlar için tesis edilen, bir
amacı da sulama olan barajlarımız, akarsu ve yüzey akışların taşıdığı
toprak materyali ile planlanan ekonomik ömürlerinden daha kısa sürede
dolmakta ve işlevlerini yitirmektedir. Genelde ekonomik ömürleri 50
yıl olarak belirlenen bazı barajların aşırı erozyon etkisi ile 15-20
yılda doldukları görülmüştür (Karamanlı 13 yıl, Altınapa 10 yıl,
Kartalkaya 19 yıl, Kemer 22 yıl). Yapılan ölçümlere göre; Dicle
Nehri’nin 26,7 milyon ton/yıl Fırat Nehri’nin 16,8 milyon ton/yıl
Kızılırmak Nehri’nin 15,7 milyon ton/yıl Çoruh Nehri’nin 7,8 milyon
ton/yıl sediment taşıdığı tespit edilmiştir. Fırat üzerinde tesis
edilmiş olan Keban Barajı’na her yıl en az 32 milyon ton toprak
taşınmış ve tesis tarihi olan 1974 yılından 2001 yılına dek yaklaşık
olarak 850 milyon ton toprak baraj tabanına yığılmıştır. Dünya
genelinde erozyonla kaybedilen toprak miktarı 24 milyar tondur.
Ülkemizde her yıl kaybolan 500 milyon tona yakın verimli topraklarla
birlikte 9 milyon ton bitki besin maddesi de yitirilmektedir. Bu
özelliği ile de erozyon, ekosistemin ve suların kirletilmesinde en
büyük etken olmaktadır. Çünkü yüzey akışları ile taşınan bitki besin
maddeleri (gübre dahil) ve tarım ilaçları su kaynaklarının
kirlenmesine neden olmaktadır. Ülkemizdeki ortalama yıllık toprak
kaybı Avrupa’da oluşan kaybın 9,5 katı, Avustralya’da oluşan kaybın
2,9 katı, Amerika’da oluşanın 1,6 katıdır. Barajlar, akarsuların
taşıdıkları toprak materyalini tutmak suretiyle denize kavuştukları
yerlerde oluşturdukları deltaların beslenmesini engellemekte,
denizlerin deltaları aşındırmasına-kıyı erozyonuna neden olmakta,
denizlerin karalar üzerinde ilerlemeleri sorununu da yaratmaktadır.
Sonuç Olarak Hem ekolojik dengenin korunması, hem de insan
topluluklarının sürdürülebilir gelişiminin sağlanması için, su ve
toprak kaynaklarının bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçları
karşılayabilecek en akılcı bir şekilde kullanılması gerekmektedir.
Bugün yeryüzünde en çok yararlanılan yenilenebilir su kaynağı
akarsulardır (dünyada yenilenebilir su rezervi yılda yaklaşık 42.750
km3olarak tahmin edilmektedir). Özellikle dünya nüfusunun ve buna
bağlı olarak gıda ihtiyacının hızlı bir şekilde artış göstermesi
insanoğlunun akarsuları, en fazla su tüketen sektör olan tarımda hemen
hemen son damlasına kadar kullanmasına yol açmıştır. Akarsuların aşırı
ve plansız kullanımlarının olumsuzluklarına örnek vermek gerekirse,
Aral Gölü’nü besleyen Amu Derya ve Siri Derya nehirlerinin aşırı ve
plansız kullanımları, bu gölün oldukça küçülmesine yol açmış, bundan
dolayı da 20 balık türü ortadan kalkmış ve balıkçılığın bitmesine
neden olmuştur. Bir başka örnek ise, Ganj Nehri gibi dünyamızdaki
birçok büyük akarsu günümüzde deltasına kadar ulaşamamaktadır.
Önümüzdeki süreçte denizlerin yükselmesiyle bu gibi akarsu yatakları
vasıtasıyla tuzlu sular karaların içlerine ilerleyecekler, toprak ve
su kaynaklarında tuzlanmaya neden olacaklardır.
--------------------------------------------------------------------------------
Kurak mevsimler boyunca yararlanabilmek ve küresel ısınmanın ülkemiz
üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabilmek amacıyla, elbette
akarsularımız üzerindeki baraj ve özellikle de gölet sayımızı
arttırmamız gerekmektedir. Ancak bu yapılaşma asla akarsularımızın
doğal akışını ve doğanın dengesini büyük ölçüde etkileyecek
yapılaşmalar olmamalıdır. Küçük birikimler sağlayacak göletlerin
yapımına ağırlık verilmelidir. Su kaynaklarımızı arttırmaktan daha
önemlisi, bu kaynakların insanlarımız tarafından en verimli şekilde
kullanılması bilincinin oluşturulmasıdır. Nüfusu hızla artan
İstanbul’da önemli su rezervuarları olan Elmalı Barajı ile
Küçükçekmece gölü çevrelerinin yoğun yerleşim ve sanayi alanına
dönüşmesi sonucu bu kaynaklar kullanma suyu olarak dahi şehre
verilememektedir. Yerleşim ve sanayi alanları Büyükçekmece gölü koruma
kuşaklarına kadar dayanmış durumdadır. Bu kaynakların ve bunları
besleyen akarsuların çevresinde gelişigüzel kimyasal gübre ve zirai
mücadele ilacı kullanmakta kirliliğe ve su kalitesinin bozulmasına
neden olmaktadır. Özellikle azotlu gübre kullanımındaki hatalar N2O
emisyonunu da artırmaktadır. Trakya’yı boydan boya geçen ve Meriç
Nehri’ne birleşen Ergene Nehri kirlilikten dolayı tarımsal sulamada
dahi kullanılamamaktadır. Oysa birçok gelişmiş ülkede büyük
kentlerdeki su kaynakları ve havzaları ormanlarla çevrilmiştir ve
kirlenmediğinden dolayı da arıtılmaksızın kullanıma sunulabilmektedir.
Toprakların üretkenlik kapasitesinin düşmesi ya da yok olması çölleşme
olarak tanımlanabileceğinden tarım toprakları üzerinde hızlı kentleşme
ve sanayileşme yaşanan Bursa, Sakarya ovaları, Çukurova, İzmir,
Manisa, Kocaeli ve İstanbul Türkiye’nin en hızlı çölleşen yöreleridir.
Oysa gelecekte küresel ısınmanın etkisiyle tarımında önemli verim
kaybı yaşayacak Türkiye’nin tarım topraklarını kaybetmemesi, su
kaynaklarını cömertçe kirletmemesi gerekmektedir. Günümüzde tarımsal
üretim miktar ve verimini, kaliteli tohumlar kullansak dahi ancak
sulamayla arttırmamız mümkün olduğundan gerek yeraltı gerekse yer üstü
su kaynaklarımızı temiz ve planlı kullanmalıyız. Yıllık çekilebilir
yeraltı suyu rezervi 12,3 km3olan ülkemizde, tarım alanlarının
sulanmasında özellikle bu su kaynaklarımızı da devreye sokmamız
gerekir. Ancak, kuraklığın şiddetli görüldüğü devrelerde yeraltı
sularına fazla yüklenmemek, yerüstü su kaynaklarını bu dönemlerde
devreye sokmak yararlı olacaktır. Özellikle denizlere yakın bölgelerde
yeraltı sularında aşırı kullanım, deniz sularının bu alanlara
ilerlemesine neden olmakta ve tuzlanan bu kaynakları tekrar geri
kazanmak mümkün olmamaktadır. Türkiye, küresel ısınmanın özellikle
yağışın azalması, sıcaklığın ve dolayısıyla kuraklığın artmasına bağlı
olarak arazi kullanım şekli ve tarım metotları ile su kaynaklarının
kullanımıve su kalitesi konusunda özen göstermelidir. Ülkemizde adeta
bir gelenek haline gelen ormanların ve meraların tahrip edilmesinin
önüne geçilmelidir. Önemli karbon yutak alanıolan bu alanların amacı
dışında kullanılmaları hem verimli yüzey toprağının yok olmasına, hem
de yaratılan erozyonla su kaynaklarının siltasyonla kalitelerinin
bozulmasına ve baraj göllerinin hızlı dolmasına yol açmaktadır. Yanlış
arazi kullanımı yağışla gelen suyun toprağa sızmasını da önlemekte
yüzey akışa geçerek sele ve yeraltı su kaynaklarının beslenememesine
yol açmaktadır. Gelecekte daha kurak bir periyoda girecek Türkiye’de
erozyon kontrolü ve suyun toprakta muhafaza edilmesi önem
kazanmaktadır. Suyun toprakta muhafazasını sağlayan anızın tahrip
edilmesinin önüne geçilmelidir. Toprak yüzeyi anızsız nadasa
bırakılmamalıdır. Suyun muhafazası açısından topraklar yüzlek
sürülerek hafifçe kabartılmalıdır. Yüksek verimli kurağa dayanıklı
tohumlar geliştirilmelidir.
--------------------------------------------------------------------------------
Baraj gölleri altında verimli tarım topraklarının kalmamasına özen
gösterilmelidir. Sulamaamaçlı inşa edilerek tarımsal üretimi ve
verimliliği arttırmayı amaçlayan bir baraj, aynızamanda tarımsal
üretimin gerçekleşme alanı olan verimli alüviyal toprakları suları
altında bırakarak yok etmemelidir. Sulamaya açılan bölgelerde,
topraklarda tuzlanmanın önlenmesi açısından mutlaka drenaj sistemleri
kurulmalıdır.Ülkemizde tarımsal üretim planlaması yapılmadığından,
sulamaya açılan bölgelerde ekilecek bitki deseni köylünün insiyatifine
bırakılmakta, buna sulama konusundaki bilgisizlikte eklenince
sulamadan yeterli randıman alınamadığı gibi topraklarımızın üretkenlik
kapasitesi de düşmektedir. Sürekli baraj ve gölet inşa etmenin yanında
çiftçi, sulu tarım konusunda eğitilmeli ve denetim altında
tutulmalıdır. Eskiden inşa edilmiş olup, bugün bakımsızlıktan dolayı
işlevini kaybetmiş oldukça fazla sulama tesisi bulunmaktadır. İklime
dayalı olumsuzluklardan ülke tarımımızın en az düzeyde etkilenmesi
için ülkemizin tarım kesimi ve bu kesimle muhatap olan tarım kurumları
devlet tarafından daha fazla desteklenmeli, Tarım Bakanlığı’nın 1984
tarihli reorganizasyonu ile kapatılan TOPRAK SU Genel Müdürlüğü zaman
kaybedilmeden kurularak toprak ve su kaynaklarının yönetimi tek elde
toplanmak suretiyle mücadeleye derhal başlanmalıdır. Kaynakça Apaydın,
Ahmet, Mavi Gezegen Dergisi, Sayı: 3, Ankara, 2000 “Climate Change
2001: The Scientific Basis”, The Intergovernmental Panel on Climate
Change (IPCC) Report “Climate Change 2001: Synthesis Report”, IPCC
“Climate Change and Biodiversity”, IPCC Technical Paper V, April 2002
“Running Pure: The Importance of Forest Protected Areas to Drinking
Water”, a research report for the World Bank/WWF, August 2003 “Global
Warming”, Encarta web sayfası“Desertification”, Encarta web
sayfası“Dünya İklimine Sibirya Alarmı”, BBC Turkish web sayfası İklim
Değişikliği Özel İhtisas Komisyonu Raporu, DPT Yayın No: 2532, ÖİK:
548, Ankara, 2000 Su Havzaları, Kullanımı ve Yönetimi ÖİK Raporu, DPT
Yayın No: 2555, ÖİK: 571, Ankara, 2001 |
|
|
BAŞA DÖN - İÇİNDEKİLER |
Tüm dünyayı tehdit eden
küresel ısınma ve iklim değişikliği, Türkiye'nin bilimsel alanda en
yüksek karar organı olan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nda (BTYK)
masaya yatırılacak.
Tüm dünyayı tehdit eden küresel ısınma, BTYK gündemine girdi.
BTYK, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın başkanlığında, bazı bakanlarla
ilgili kurumların başkan ve üst düzey yöneticilerinin katılımıyla 7
Mart 2007 tarihinde toplanacak.
Toplantı, Kurul'un sekretaryasını yürüten TÜBİTAK'ın Uzay
Araştırmaları Enstitüsü'nde gerçekleştirilecek.
BTYK'nın 15'inci toplantısında, küresel ısınma ve iklim değişikliğine
ilişkin senaryolar, iklim değişikliğinin etkileri, alınacak tedbirler
ve uyum için gerekli olan bilimsel ve teknolojik araştırma
programlarının ele alınması öngörülüyor.
BTYK'da küresel ısınma ve iklim değişikliğinin yanı sıra Türkiye'nin
gelecek yıllardaki enerji ihtiyacının karşılanmasında alternatif
enerji teknolojilerinin değerlendirilmesi, nükleer enerji konusunun da
ayrıca ele alınması bekleniyor.
Başbakan Erdoğan'ın açış konuşmasıyla başlayacak BTYK toplantısında
TÜBİTAK Başkan Vekili Prof. Dr. Nüket Yetiş bir sunum yapacak.
Toplantıda, önceki toplantılarda alınan kararlara ilişkin gelişmeler
| |