YAZININ DEVAMI
Bugünlerde rol aldığı reklam filmiyle gündemde
olan Aysun Kayacı, yaşadığı hiçbir ilişkiden pişmanlık duymadığını, uzun
zamandır da kalbinin boş olduğunu söyledi. Evliliğe sıcak baktığını
belirten güzel oyuncu, ideal eşin tarifini de şöyle yaptı: "Çok fazla
içki içmeyecek, tenis oynayacak, şaraptan anlayacak sofistike biriyle
evlenmek istiyorum. Ayrıca benden yaşça büyük olacak, hayatta değer
verdiğimiz şeyler birbirine benzeyecek ve inançlı olacak."
- Fatih Aksoy’un bir röportajında, “Evlenilecek
kız var, eğlenilecek kız var” demesi sizi akıllara getirmişti. Sezen
Aksu’nun da bu sözlere kızıp şarkı yaptığı konuşuluyor. Deniliyor ki
"Sezen Aksu, Aysun Kayacı’nın intikamını aldı." Siz ne diyorsunuz?
Fatih Bey’in o açıklamasını hiç üzerime alınmamıştım. Ayrıca kendisi bu
sözleri benim için söylemediğini ifade etmiş, Reha Muhtar da bunu
köşesinde yazmıştı. O yazıyı okursanız kimlerden söz ettiğini
anlarsınız. Dolayısıyla bu beni ilgilendiren bir durum değil. Ayrıca
Sezen Hanım'ın da bundan etkilenerek bir şey yazdığını sanmıyorum.
- Bir başka gündem konunuz da rol aldığınız reklam filmi... Bazı
meslektaşlarınız aldığınız 250 bin doları az buldu. Hatta Tuba Ünsal, 5
milyon dolar verdikleri takdirde öpüşebileceğini söyledi. Bu yorumlara
bir cevabınız var mı?
Aldığım rakam beni çok mutlu eden bir rakamdır. Dünyaca ünlü bir
markanın yüzü olmak önemli. İnsanların bu güzel işe gölge düşürmesine
izin vermeyekceğim. Polemiklerin içinde olmayacağım. Ne kadar sorun oldu
bu kampanya. Büyük firma olunca kıskanıldı herhalde.
- "Öpüşeceksiniz" dediklerinde ilk tepkiniz ne oldu?
Senaryoya baktım; çok neşeli ve eğlenceli olduğunu, hiçbir şeyin
abartıya kaçmadığını görünce mutlu oldum. Ateşli bir öpüşme sahnesinin
olmaması beni rahatlattı yani. Hikaye de çok sempatik geldi ve hemen
şartları görüşmeyi başladık.
- Bu reklam kampanyası için neden sizi düşünmüşler, hiç sordunuz mu?
Ürünün sloganı tatlı ama şekersiz... Firma yetkililerinin de tatlı ama
şekersiz denilince aklına ilk ben gelmişim. Şekerli şeyler kilo aldırır,
yapış yapıştır. Şekersiz şeyler böyle değildir. Benim magazin
dünyasındaki cool tavrım, hiçbir şeye bulaşmıyor olmam, zararsız olmam,
mesafeli olmam, soğuk ama bir o kadar da tatlı, şirin olmam bu slogana
uygun bulunmuş.
- Emre Aşık'la beraberken kariyer anlamında ataklarınız olmadı. Çok daha
sakin ve geri plandaydınız. Neden?
Bu benim mizacımla ilgiliydi. Tuzsuz aşım, dertsiz başım durumundaydım.
İşimi yeteri kadar yapıyordum. Çok büyük isteklerim, hırslarım yoktu.
Yani Türkiye benden bahsetsin, tüm Türkiye’nin en arzulanan kadını
olayım gibi dertlerim de yoktu. Hobilerimle, ailemle, kendimle
mutluydum. O dönemde de birçok teklif geliyordu ama hiçbirini kendime
yakın bulmuyordum. Ve mankenlik yapmayı seviyordum.
- Son iki yıldır ciddi bir değişim yaşar gibisiniz. Eskisine oranla çok
daha dişi ve öfkeli görünüyorsunuz. O mutlu, neşeli kızın yerine mutsuz,
durmadan bağırıp çağıran bir kız mı geldi?
Ben hiçbir zaman "Dudaklarım şöyle, vücudum böyle güzel" diyerek
dolaşmadım. Hep işimi yaptım. Fiziğim, işimi yaparken ön plana çıktı.
Yani işim gereği güzelliğimle ön plandaydım. Ne yazık ki mankenlik, bu
toplumun algılayabileceği bir meslek değil. Dünyada bir mankenin
güzelliği ve seksiliği vurgulanır. Ve dünyanın hiçbir yerinde manken
dediğin, güzelliği yüzünden kimseden özür dilemek zorunda kalmaz! Ama
ben son dönemlerde güzelliğimden dolayı özür diler, bunu kamufle eder
hale geldim. Neşeli, güzelliğini vurgulayan, sevimli, eğlenceli, kimin
ne düşündüğünü önemsemeyen biriyken, bir anda olgunlaşmaya başladım. Bu
kadar vurgulamanın insanları rahatsız
edeceğini anladım sanırım. Diğer sorunuza gelince; mankenlik yaparken
daha dişi ve seksiydim. Çünkü böyle bir mecburiyet vardı. Sonuçta
mankenlik üzerindekini teşhir etme işidir. "Dudakları niye öyle"
deniliyor? Esther Canadas’tan öğreniyorsun nasıl poz verileceğini. Kimse
Amerika’da çıkıp da bu kızın dudakları neden böyle demiyor. Burada bir
garip algılama yöntemi var. Ben bu algıyı, mankenlere olan o acayip
bakış açısını öyle ya da böyle değiştireceğim.
- NTV’de yayınlanan “Can Dündar soruyor: Neden" programında TBMM Anayasa
Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Burhan Kuzu'ya cumhurbaşkanlığı seçimiyle
ilgili sorduğunuz soru, mankenlere bakış açısını değiştermek için
giriştiğiniz savaşın sonucuydu sanırım.
Herkes şaşırmış. Hatta soruyu benim hazırlamadığımı falan düşünmüşler.
Çok şaşırdım. Mankenlerin bunu soramayacağını düşünmek demek ki
insanları daha mutlu ediyor. Manken demek, aptal demek değildir. Bütün
manken arkadaşlarım da böyle bir soru sorabilir. Çünkü hepsi de gündemi
takip eden, bilgili, zeki, gazete okuyan insanlar.
- Yapmayın, cumhuriyetin ilanını bilmeyen meslektaşlarınız var!
Mikrofon uzatıldığı zaman heyecanlanıyorlar bence. Biraz da onların
tarafından bakın. Bilenler ise yayınlanmıyor bu arada, böyle bir durum
da var.
- İki yıldır oyunculuktan para kazanıyorsunuz. Bir boşluğu
doldurduğunuzu düşünüyor musunuz?
Her şeyden önce ben bu işi severek yapıyorum. Sektörde hem güzel ve
çekici hem de iyi oyuncu alanında bir boşluk var. Ben bu boşluğu
doldurduğumu düşünüyorum. İleride belki çok daha iyi oyuncu olurum.
Zaten okulum bittikten sonra bunun üzerine mastır yapmayı düşünüyorum.
Ben artık bu işte var olmak, oyuncu olarak anılmak istiyorum. Mesela
bugünlerde saç rengimi değiştirip, bir anneyi canlandırmak hayalim var.
Yeni dönemde bunu yapmak isterim.
- Yani manken kimliğinden tamamen sıyrılmak istiyorsunuz, öyle mi?
Evet. Bıktım ve çok da zararını gördüm. Eğer bu meslek, bu toplumda iş
gibi görülseydi, şu an böyle konuşmaz, mankenlik de yapıyor olurdum. Bu
meslek beni ne yazık ki çok üzdü. Bu çarkın içinde istemediğim şekilde,
elimde olmadan çok malzeme yapıldım. O yüzden de aklım başıma
geldiğinden beri son derece dikkatli davranıyorum. Bir ben, bir de
magazinin yarattığı Aysun var. Neden böyle olsun? Buna ne gerek var. Ben
öyle çok büyük hırsları olan biri değilim. O yüzden de defansa çekildim.
- Çekildiniz ama en son bir gazetecinin yüzüne kola kutusu fırlatmanızla
gündeme geldiniz...
Benim gazetecilere kaşı agresif bir tutumum
yok. Şu an oyunculuk yapıyorum, yüzümü eskitmemek adına da medyaya karşı
mesafeli duruyorum. Bu yanlış anlaşılmasın. Kolayı fırlatma meselesine
gelince, böyle bir şey yok. Basın toplantısı bittikten sonra hızla
oradan ayrılırken, burnumun dibinde duran arkadaşa çarpmışım. Özür
dilememe fırsat bile verilmedi. Arkamı döndüğümde o arkadaş "Üzerime
kola döktü" diye bas bas bağırıyordu. Yapabileceğim bir şey yoktu. Bu
kadar olay çıkarmasaydı gerçekten özür dilerdim.
- Özel hayatınızda mutlu musunuz, sevgiliniz var mı?
Şu an yok. Önemli olan doğru zamanda doğru kişiyle karşılaşmak. Şu an o
elektrikte değilim. Yazın belki bir yaz aşkım olur.
- Evlilik karşıtı mısınız?
Değilim ama bir kere olsun, en iyisi olsun istiyorum. Yoksa çok evlenme
teklifi aldım. Asıl önemlisi en iyi zamanda en doğru şekliyle olması.
Yoksa evlenirdim. Demek ki henüz o kişi karşıma çıkmamış.
- İlişki içinde huzur veren biri misiniz yoksa dırdırcı mı?
Huzuru seven biri olarak elbette huzur veririm. Dırdırı, problem
çıkarmayı sevmem. Kavgadan nefret ederim. Kadınların şöyle bir özelliği
var; ilişkileri süresince çok fedakarlık yaparlar, sonra da bu
yaptıkları fedakarlıklar erkeklere vıdı vıdı olarak döner. Ben vıdı vıdı
da yapamadığım için gayet güzel ayrılıyorum. İlişkimde karşımdakiyle
gizli bir anlaşma yaparım.
- Nasıl bir anlaşma bu?
Bana davranılmasını istediğim gibi davranırım. İlişki içinde eşitlikten
yanayım. Ben arkadaşlarına, sosyal hayatına karışmıyorsam, o da benim
arkadaşlarıma, sosyal hayatıma karışmayacak. Çünkü başta türlü olmaz.
Tatsızlıklar başlar. Maalesef hiçbir erkek de eşitlikten yana değil.
Olacak ama, yavaş yavaş öğrenecekler. Aslında şöyle bir erkek arkadaşım
olmalı; çok işi olsun. O kadar işi olsun ki hiç bana bulaşmasın, işten
başını kaldırmasın. İşsiz, güçsüz bol vakitli birini asla istemem.
- İdeal eş kriterleriniz mutlaka vardır. Bunları bizimle paylaşır
mısınız?
Çok fazla içki içmeyecek, benimle tenis oynayacak, şaraptan anlayacak
sofistike biriyle evlenmek istiyorum. Yaşça benden biraz büyük olmalı,
hayatta değer verdiğimiz şeyler birbirine benzemeli, inançları olmalı.
Hayalim bu. Huzurlu ve kaliteli yaşamalıyım. Bir tane de çocuğum olsun
istiyorum.
ZEKA ARIYORUM
Doktorlar dizisinde canlandırdığım Kader karakteri bana çok benziyor.
Çünkü Kader, mankenlikten kazandığı para ile tıp fakültesini bitirmiş,
işinde kendini kabul ettirmek için çok çalışmış, güzelliği başına bela
olmuş bir karakter. Bir doktor arkadaşı hastaneye mayolu resimlerini
yapıştırıyor. Kız neredeyse cinnet geçirecek. Sonunda o doktoru bulup,
karşısında üzerindekileri çıkarıp "Yaptığım işi niye görmemezlikten
geliyorsunuz? İşte vücudum, bakın, görün, ondan sonra yaptığım işle
ilgilenin" diyor. Sahne buydu. Benim gerçek hayatta delirdiğim an ise bu
sahneye yapılan yorumlar oldu. Çünkü soyundu, striptiz yaptı dediler.
Canlandırdığım kız buna deliriyordu, ben de yorumlara delirdim. "İşime
bakın artık, bunlarla ilgilenmeyin" diyen bir kızın isyanını bile en iyi
köşe yazarları "soyundu" diye yazdı. Zeka arıyorum yani! Kader'in
yaşadıkları sosyal bir vaka. İnsanlar izlediklerini de anlamıyor artık.
Aysun Kayacı'yla ilişkilendirilerek en
sık aranan kelimeler
Aysun Kayacı, Magazin Moda, Model,
Turkish Film Stars, Cep Telefonunu Tamire Verdi
İçindekileri Silmeyi Unuttu, Aysun Kayacı Fotoğraf
Galerisi, Aysun Kayacı Fotoğrafları, Aysun Kayacı
Resimleri, Fotoları, Pictures, Yasak, Fotolar, Yatak
Odası, fotoğrafları, Resimleri, yatak odasında, mayo
defilesi, bikini defilesi, iç çamaşırı, defilesi,
mayolu, iç çamaşırlı, yatak, pozları, Türk Manken,
Oyuncu, Ünlü, Mankenlerin, Gizli Çekim, Fotoğraf
Galarisi, Aysum Kayacı, Doktorlar, Aysun Kayaci, Oyuncu,
Aysun Kayacı'nın, Manken, Aysun Kayacının, Turkish
Models, Aysun Kayacinin, Seksi, doğum tarihi, adres,
sevgilileri, Fatih Aksoy, Emre Aşık, pozları, filimleri,
videosu, sahneleri, pozu, sahnesi, pozlari, Aysun Kayaci,
yasak ilişki, internette, dolaşan, nete, internet, Kim,
Ne, Nerede, Ne Zaman, Nasıl, Niçin