|
Biyografi
1848 Paul Gauguin Paris'te 7 Haziran’da doğar.
1851 Ebeveynleri ile annesinin akrabalarının olduğu Lima, Peru’ya
gider. Babası yolculuk sırasında ölür.

1855-64 Annesi ile döner; okul yıllarını Orléans’ta geçirir. 1865-71 Ticari gemilerde ve Donanma’da gemicilik yapar; annesi
öldükten sonra Donanma’dan ayrılır ve Paris’teki bir bankada
çalışır.
1873 Danimarkalı Mette Gad ile evlenir.
 1873-79 Sanatla ilgilenmeye başlar; Empresyonist resim koleksiyonu
yapar ve Pazar günleri resim yapmaya başlar. 1876 Salonu’nda yapıt
sergiler. 1879’da Pisarro ile Pontoise’de çalışır.
1880-83 Beşinci, altıncı ve yedinci Empresyonist sergilerine
katılır; Cezanne ile tanışır ve ona hayranlık duyar. Bankadaki işini
resim yapabilmek için bırakır.
1884-85 Pisarro’nun çalıştığı Rouen’a taşınır; eşinin
Copanhagen’daki ailesine katılır, ancak sonra beş çocuğundan biri
ile Paris’e döner, ve orada afiş asıcısı olarak kazandıkları ile
yaşamaya çalışır.

1886 İlk Empresyonist sergisine katılır. Emile Bernard’la tanıştığı
Pont-Aven, Brötanya’ya ilk kez gider.
Van Gogh ile arkadaş olurlar.
 1887 Martinique’e gider; Panama Kanalı’nda çalışır. Aralık’ta
Fransa’ya döner.
1888 Pont Aven’de Emile Bernard ile çalışır. Van Gogh’la Arles’te
birlikte çalışırlar, ancak bir süre sonra şiddetli kavgalardan sonra
oradan ayrılır. 1889-90 Paris Dünya Fuarı’nda “Synthetist” sergisi düzenler.
Britanya’da yaşar; 1890 sonunda Tahiti’ye gitmek için Paris’e döner.
1891 Yolculuğu için para sağlamak için resimlerini açık arttırma ile
satışa çıkarır; Paris’ten Nisan’da ayrılır; Papeete’ye Haziran’da
varır ve vahşi doğa içerisine yerleşir.
1893 Hasta ve borç içerisinde Ağustos’ta Fransa’ya döner; amcasından
kendisine küçük bir miras kalır. Paris’te bir atölye tutar ve Durand-Ruel’de
yapıtlarını sergiler.
1894 Kopenhag’a kısa ziyaretler, yılın çoğunu Britanya’da geçirir.
Bir denizci ile kavgada ayak bileğini kırar. 1895 Tahiti’ye geri dönmeye karar verir. İkinci bir müzayeededen
sonra Paris’ten ayrılıp Temmuz’da Papeete’ye varır, ve yine şehir
dışında bir yere yerleşir.
1896–1897 Tekrarlayan hastalıklar, hastanede kalışlar, artan
borçlar; Pahura adlı ondört yaşında bir kız ile birlikte yaşar.
1898 İntihara teşebbüs eder. 1899 Vollard ile resimlerinin satışı konusunda kontrat yapar. Tekrar
hastaneye yatar. 1901 Markiz Adalarından Dominique Adası’ndaki Atuana’ya taşınır.
Pahura onunla gelmeyi reddeder. 1902 Tekrar hastalanır, Fransa’ya dönmeyi düşünür. 1903 Bir siklon adanın altını üstüne getirir. Adadaki otoritelerle
kavga eder; yazdığı bir şikayet mektubundan dolayı üç ay hapse
mahkum olur. 8 Mayıs’ta Atuana’da ölür.
Paul Gauguin’e ilişkin daha geniş bilgi için:
Web Museum : Gauguin
Paul Gauguin Online
Van Gogh & Gauguin
|
Paul Gauguin ve Tahitili yerliler

Modern sanatın öncülerinden olan Gauguin, 1848 yılında orta halli
bir ailenin çocuğu olarak Paris'te dünyaya gelmiştir.

Üç yaşındayken
ailesiyle birlikte Güney Amerika'ya gitmiş ve yedi yaşına kadar
Peru'da yaşamıştır. Belki de, çocukluğunda yaşadığı bu tecrübe
nedeniyle hayatı boyunca uzaklara özlem duyacaktır. Paris'e
döndükten sonra, 1865 yılında deniz kuvvetlerine katılmış, 1871
yılında buradan ayrılarak borsada çalışmaya başlamıştır.

Başarılı bir kariyer ve düzenli bir aile hayatına sahip olan Gauguin,
bu sırada izlenimci ressamların eserlerini toplamaya başlamıştır.
Ancak onun resme duyduğu ilgi, bir koleksiyoner olmakla sınırlı
kalmayacak; hafta sonlarını resim yapmaya ayırarak başladığı bu
amatör uğraşı, onun sanat tarihinin en dikkat çekici isimlerinden
birisi olmasına yol açacaktır.

1876 yılında, izlenimcilerin bilge büyüğü Pissarro'yla tanışmış
ve aynı yıl Salon sergisine bir resmini yollamıştır. Nihayet,
1883'de sadece resim yapmaya yoğunlaşabilmek için mesleğini
terketmiştir. Bu dönemde
Monet, Sisley ve Pissarro etkisi altında
izlenimci resimler üreten Gauguin, 1880- 1886 arasındaki izlenimci
sergilerin dördüne katılmıştır. Ancak, resim tutkusu ailesinin
geçimini sağlamasına yeterli olmayınca işinden sonra ailesini de
terketmek zorunda kalmış ve 1886 yılında Kuzey Fransa'ya Pont Aven'e
giderek burada uygarlıktan ve şehrin karmaşasından uzakta resim
üretmeye yoğunlaşmıştır. 1888 tarihli Yakup'un Melekle Mücadelesi bu
döneme ait önemli çalışmalarından birisidir.
Pont Aven'de genç sanatçı Emile Bernard ile birlikte sentetizm
adını verdikleri yeni bir resim üslubunu geliştirmiştir.
Bu; iki
boyutlu resimde üç boyut hissini vermek için kullanılan göz aldatıcı
teknikleri bir yana bırakan dekoratif bir üsluptur. "Renk iki
boyutlu bir tabaka olarak imgenin kapladığı alanı örtecek biçimde
sürülüyor ve kalın dış çizgilerle sınırlanıyordu." [RİCHARD, L.;
Ekspresyonizm Sanat Ansiklopedisi, s.24]
Breton resimleri Gauguin'in sanatında yeni bir dönemi ortaya koyar
ve onun halk sanatı ve ilkel sanata olan ilgisini yansıtır.
| GAUGUIN
BELGESELİNİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ |
|
|
|
Klip
Yönetmeni Brenda Foshio Hakkında
45 yaşındayım ve Ohio'nun Dayton kasabasında
yaşıyorum. Yüksek öğrenimimi sanat yönetmeni olarak
yaptım. Okuldan 4 Eylül 2007 tarihinde dereceyle mezun
oldum. (Eh yani bu cümleye efendim selamlar diyip şapka
çıkartmak gibi bir
espri yapılabilir sanırım - Brenda) Resim ve çizim
yapmaktan, video filmler hazırlamaktan, gereksiz
şeylerle oyalanmaktan, sigara içmekten ve boş zaman
etkinlikleriyle vakit geçirmekten hoşlanıyorum.
Hobilerimden bir diğeri de nükleer kirlilik yaşanmış alanlarda
lif kabağı yetiştirmektir. :) Tam bir müzik aşığı
olduğumu söylemeliyim. Her çeşit müziği dinlerim.; hard
rap, Heavy Metal, country. Hele Hint müziğine biterim. Reggae ve latin sitili müziklerden
de hoşlanırım.
|
|
(*):
Brenda
Foshio ,
I am 45 and
live in Dayton, Ohio. I am about to graduate college
with a degree in art administration. (I have graduated!
4-9-2007 YAY) I like to paint, draw, make videos, play
trivia and smoke as a leisure activity. One of my
hobbies is growing loofah squash in nuclear soil! :D:D I
love music! Almost any kind, except hard rap, heavy
metal and country. I adore music from India. Love reggae,
and latin styles of music.
Name: Brenda - Country: United States
(*)Brenda
Foshio Page:
http://www.youtube.com/user/brendafohio |
Dönemin
diğer önemli sanatçılarıyla da arkadaşlıklar kuran Gauguin, 1888'de
Arles'a giderek bir süre Van Gogh'un yanında çalışmış ancak iki
sanatçının arasındaki uyuşmazlıklar üst seviyeye çıkınca buradan
ayrılmıştır.
Sembolist edebiyat ve resim çevresiyle ilişki
içerisinde olan Gauguin, bir süre Paris'te kaldıktan sonra tekrar
Breton bölgesine dönmüş ve bu dönemde, baş yapıtlarından birisi olan
Sarı İsa'yı gerçekleştirmiştir.

Bu arada uzak dünyalara olan özlemi giderek artmaktadır. Nihayet,
1891 yılında Tahiti'ye gitmek üzere Fransa'dan ayrılır.
Uygarlıktan uzak bu cennette Gauguin, yerli halk ile birlikte
yaşamış ve sanatsal üretimine yoğunlaşmıştır.
Konusunu yerli halkın
günlük yaşamından alan resimlerinde üslupsal gelişimini, klasik bir
anlatım biçimine dönüştürmüştür.
Nereden Geliyoruz? Kimiz? Nereye
Gidiyoruz? (1897) adlı resminde sanatçı yaşamın kökenini, aşkın ve
ölümün anlamını sorgulamaktadır.
1893 Temmuz'unda Paris'e dönen Gauguin'i, 1895'de yeniden Tahiti'de
görürüz. Burada çok sayıda resim ve ahşap heykel üretmeye devam
etmiştir. Resimleriyle 20.yüzyıl sanatını derinden etkileyen Gauguin,
1903 yılında yaşlı kıtadan çok uzaklarda, uygarlığın henüz
kirletmediği bir yeryüzü köşesinde yaşama veda etmiştir.

BİR KAÇIŞ ÖYKÜSÜ; Gauguin Üzerine Bir Deneme
Gauguin'i kemirip duran, sürekli bir şekilde huzursuz eden şey
neydi? Karısını, çocuklarını borsadaki saygın işini, düzenli
hayatını ve sonunda uygarlığı bırakmasına yol açan o karşı konulmaz
duygu nasıl bir şeydi?
Önce hafta sonları dostlarıyla resim yapmaya başladı; zararsız, hoş
bir hobi! Düzenli bir geliri, bakacak bir ailesi olan birisi için
bundan fazlası da olmamalıydı zaten. Ama oldu! Renklerin büyülü
dünyasında, içinde uyanan kaçış duygusunun kamçılandığını
hissediyordu.
Eline fırçayı bir kez aldıktan sonra, o küçük hafta
sonu kaçamaklarından Tahiti'ye kadar uzanan yolun önü açılmıştı
artık.
Mekanikleşmiş
hayatından olan memnuniyetsizliğini boyalarla paylaşıyor, boyalar da
ona cevap veriyor, onu kışkırtıyordu. 'Kaç'
diyorlardı ona 'durma, herşeyi geride bırak ve hayatını bu
kısırdöngüden kurtar.'
Denizkızlarının ölümcül çağrıları gibi Gauguin'i çekti tüm bunlar. Önce bir ressam olarak ailesine bakmayı
umdu. Böylece borsadaki düzenli işinden kaçmış oluyordu.
Ama resim
karın doyurmuyordu, renkler hisse senetlerinin getirdiği maddi
imkanların küçük bir kısmını bile sağlamıyorlardı. Karısı ondan
başyapıtlar değil, yaşamlarını sürdürecek kadar bir gelir
bekliyordu; bu olmayınca da Gauguin'i terketti. Önce işinden, şimdi
de ailesinden vazgeçmek zorunda kalmıştı Gauguin, ama kaçış duygusu
içine yerleşmişti bir kez. Geri dönemezdi ve ailesini de feda etti.
Peki bu bir bencillik miydi? İnsan nasıl olur da, ressam olmak
uğruna ailesini bırakmaya razı olurdu? Ama öyle ya, artık Gauguin
dönüşü olmayan bir yola girmişti. Ezbere bir yaşam sürmemek için
kaçmalıydı.
Her sabah kalkıp eşinin hazırladığı kahvaltının ardından temiz
elbiselerini ve boyun bağını takıp işine gitmek, çalıştığı şirkete
iyi hizmet ederek, yükselmeyi ve daha iyi maaş almayı, kimbilir
böylelikle çocuklarını daha seçkin okullara yollamayı ummak, akşam
eve dönmek, ailesiyle olmak ve birbirine benzeyen sayısız günün
ardından uykuya dalmak; hayır bunlar ona göre değildi.
Çoğu insanın
peşinden koştuğu bu boğucu yaşam biçiminden nefret ediyordu. Ve bir
hafta sonu tuval üzerine kırmızı rengi sürerken, o kırmızıda bu
nefreti farkediverdi.
Kendini tamamıyla resme adayan Gauguin, böylece büyük kaçışın ilk
aşamasını tamamlamıştı. Paris'in sanat ortamı içindeydi, sanatçı
dostlarıyla beraberdi ve resim yapıyordu. Yine de halen huzursuzdu.
Bu boğucu kenti, bu kalabalığı, bu iğrenç yapaylığı terketmeliydi.
Önce kısa süreli kaçışlarla Brötanya ve ardından çılgın
Hollandalı'nın yanına Arles'a gitti. Ama kaçış duygusunu
doyuramıyordu, işini, ailesini, kentini geride bıraktığı halde bu
duygu içinde hala kıpırkıpırdı.
Ve bir gün, 4 Nisan 1891 günü, yaşlı kıtayı, 'tek dişi kalmış
uygarlık canavarını' ve herşeyi geride bırakarak, bir geminin
güvertesinde, gözleri ufalan Fransa kıyılarına değil, onu bekleyen
ıssız Tahiti adasına çevrili bir şekilde kaçıverdi.
Gauguin Tahiti'de yerlilerin arasında yaşadı, resim yaptı, ağaç
yonttu. Cennete kavuşmuştu ve çok sayıda eşsiz değerdeki resim ve
yontuyu geride bırakarak, 1903 yılında, tam 55 yaşında, kaçacak
başka bir yer kalmadığından olsa gerek, yeryüzü cennetinden
gökyüzündekine, sınırsız özgürlüğe kaçıverdi. |
Kitaplık-
Gauguin’le zincirlerinden boşanmış bir cinselliğin, yepyeni
bir sanatın azgın sularına
|
Mario Vargas Llosa
CENNET BAŞKA YERDE
roman
Flora Tristan, sosyalist feminizmin kurucularından
biridir, yaşamını kadınlar ve işçilerin temel haklarının
kazanılmasına adamıştır. Flora’nın gözünde cinsellik,
erkeklerin kadınlardan intikam almak için kullandıkları bir
şiddet türüdür. Paul Gauguin, bir borsa simsarıyken resim
tutkusuna yakalanmış, Kilise ve burjuva yaşamıyla iğdiş
edilmemiş, saf ve ilkel bir dünyanın peşinde Tahiti’ye
gitmiştir. Gauguin’in gözünde yasaksız, hazzın doruklarında
gezinen bir cinsellik yaratıcılığın kaynağıdır. Latin Amerika
edebiyatının ustalarından Mario Vargas Llosa, 19. yüzyılın bu
iki karşıt karakterini buluşturduğu Cennet Başka Yerde’de,
Gauguin ile hiç görmediği anneannesi Flora’nın ortak özlemini
yakalıyor: İnsanoğlu için mutluluğun mümkün olduğu bir cennet.
Flora’yla Peru’daki yoksulluğun, Londra’daki ezici
kapitalizmin, Paris varoşlarının dalgalı sularına sürükleniyor
okur; Gauguin’le zincirlerinden boşanmış bir cinselliğin,
yepyeni bir sanatın azgın sularına. Llosa, cenneti arayanların
cehennemini anlatıyor okurlarına. |
Tahiti ve Paul Gauguin
Paul Gauguin, Fransız ressamıdır (1848-1903). Paris'te doğan
Gauguin, çocukluğunu Peru'da geçirdikten sonra, donanmaya girdi ve
dünyayı dolaştı. Sonradan bir bankada memur oldu, sakin bir hayat
sürdü: izlenimciliğin etkisinde kalan, bir hevesli, bir «pazar günü
ressamıydı.

Sonradan kendini sadece resme adamağa karar verip bankadan ayrıldı.
Büyük bir yoksulluğa düştü ve giderleri kısmak için Bretagne'da,
Pont-Aven'e çekildi (1886). 1887'de yabancı ülkelere duyduğu özlem
onu Panama ve Martinique'e doğru yol alan gemilere binmeğe itiyordu.
İşte bu yoldan tropiklerin göz kamaştırıcı ışığını buldu, ama
parasızlık yüzünden 1888'de dönmek zorunda kaldı.
Artık doğacılıktan (natüralizm) vazgeçmişti ve tamamen hayal gücüne
dayanıyordu. Perspektifi bırakmış, tablolarını, renkli lekelerin
koyu ve kalın bir çizgiyle sınırlandığı geniş, tek boyutlu düzeyler
olarak yapmağa başlamıştı. Sonunda, Tahiti Adası'na gitmeyi başardı.
Orada tam bir adalı gibi yaşıyor, güzel kadınlar resimlerinin esin
kaynağı oluyordu. Gauguin'in resimlerinde bu kadınlar, sağlam ve
yapılı vücutlarıyla pembe, mor, mavi karışımı sıcak ve pırıltılı
renk tonları içinde yüzer.
Stilize desen ve saf renklerin kullanılışı yönünden ilkel sanatları
andıran Gauguin'in tabloları, modern resim sanatının habercisi
olmuştur. Gauguin, dekoratif biçimlere karşı duyduğu ilgiyi de,
çeşitli heykel ve gravür çalışmalarında dile getirmiştir.
Bazı Eserleri
Viroflay'den Manzara, Vaazdan Sonraki Hayal, Sarı İsa,
Bretagne'dan Manzara, Çiçekli Kadın, Ay ve Dünya, Vücutlarının
Altını, Kumsalda Atlılar, Tahitili Aile.
www.grafiksaati.com
İzlenimcilikten sembolizme Gauguin
Van Gogh’un kulağını ressam Gauguin kesmiş
Yaşamını Fransa'nın Arles kentinde sürdürürken bir
cinnet anında kendi kulağını kesen sanat tarihinin en
trajik sanatçılarından Hollandalı ressam Vincent van
Gogh'un kulağını kesen kişinin, ressam dostu Paul
Gauguin olduğu ileri sürüldü.

Alman Bild gazetesinin haberine göre sanat tarihçisi
Rita Wildegans, Gauguin'in anılarında, kulağı kendisinin
kestiği yönünde bazı imalar bulunuyor.
1888 yılının 23 Aralık gecesi Vincent van Gogh kan revan
içinde hayat kadını sevgilisi Rachel'e koşmuş ve
uzattığı bezle ‘‘elindeki nesneyi dikkatlice yerine
yerleştirmesini‘‘ istemişti. Ressamın nesne diye
tanımladığı sağ kulağını fazlaca içtiği alkolün
etkisiyle tıraş bıçağı ile kestiği sanılıyordu. Yıllarca
tam bir açıklama getirilemeyen bu esrarengiz olaydan 113
sene sonra uzmanlar yeni teorilerin peşinde.
Hamburglu sanat tarihçisi Rita Wildegans'ın Spiegel
dergisine yaptığı açıklamada, Paul Gauguin'in
(1848-1903) yazdığı anılarında Van Gogh'un kulağını
kesenin sanılanın aksine kendisi olduğunu ima ettiğini
söyledi. Wildegans'ın teorisine göre, Arles'da aynı evi
paylaştıkları 8 hafta boyunca her gün Van Gogh ve
Gauguin, engellenemeyen bir saldırganlığa ve hafıza
kaybına yol açan ‘‘Absent’’ cinsi içkiyi içiyorlardı ve
resim yaparken bile ayık değillerdi.
Amsterdam'daki Van Gogh Müzesi'nin müdürü Douglas Druick
ise dini fanatik olan Van Gogh'un (1853-1890), arkadaşı
Gauguin'in kendisini terk ederek şehirden ayrılışıyla
ruhsal çöküntü içerisine girdiğini ve geçirdiği bu dini
histeriyle İncil'deki örneklerine uygun şekilde kulağını
kestiği görüşünü savunuyor.
www.grafiksaati.com |
Dünya
resim tarihinin kilometre taşlarından biri olan Paul
Gauguin'in erken dönemini yansıtan yapıtları Danimarka'nın
başkenti Kopenhag'daki Ordrupgaard Müzesi'nde sergileniyor.
Gauguin'in, resimlerinin yanısıra heykel ve seramik
çalışmalarının da yeraldığı serginin en önemli özelliği,
sanatçı hakkında bugüne kadar açılan en kapsamlı sergi olması.
Ressamın sergilenen 78 yapıtı onun izlenimcilikten sembolizme
uzanan yolculuğunu da gözler önüne seriyor. Sergi 20 Kasım'a
kadar sürecek.
Frida Kahlo, Tate Modern'de
BİR RESSAMIN PORTRESİ
Fransız ressam Paul Gauguin, kökenlerinde İspanyol ve
Peru kanı da bulunan bir ailenin oğlu olarak, 7 Haziran
1848'de Paris'te doğdu. Babası bir politika muhabiri, annesi
de dönemin ünlü yazarlarından Flora Tristan'ın kızıydı.
Flora'nın babası, bir İspanyol soylusu, amcası da Peru Genel
Valisi'ydi.
1851 yılında Lois Napoleon'un başını çektiği hükümet darbesi
sonucunda ressamın babası ailesini de alarak Fransa'dan kaçmak
zorunda kaldı. Ancak baba Clovis Gauguin yolda öldü. Karısı da
iki çocuğuyla birlikte Peru'nun başkenti Lima'ya sığındı.
Gauguin, burada dört yıl geçirdi.
MACERA VE ACILARLA ÖRÜLÜ BİR YAŞAM
Yedi
yaşına gelince annesi ile birlikte Fransa'ya döndü. Orleans
şehrinde okula başladı. Maceracı bir ruhu vardı Gauguin'in.
Bunu ilk sinyalini de 16 yaşındayken verdi. Luzzitano adlı
şilebe gizlice bindi ve uzak denizlerde tam 6 yıl geçirdi.
1871'de tekrar karaya ayak bastı. Bu arada annesi ölmüştü.
Maceracı Gauguin bambaşka bir işe girdi; bankacı oldu. Çok
geçmeden Mette Gad adında Danimarkalı bir kızla evlendi.
Gauguin'in Mette'den beş çocuğu oldu. Paul Gauguin,
bankacılığı artık benimsemişti. İyi para kazanıyor, düzenli iş
ve aile hayatı ona yeni bir macera aramak için zaman
bırakmıyordu.
Böylece uzun yıllar geçti. Resme ilgisi vardı ama yalnızca
pazar günleri resim yapmak için vakit bulabiliyordu. Daha çok
doğa resimleri ya da çocuk portreleri çiziyordu.
"Salon" da sergilenen bu resimlerden biri çok beğenildi. Bu
arada genç empresyonistlerle tanışarak onların sergisine de
katıldı. Gauguin, 35 yaşında bankacılığı bırakarak kendini
tamamen resme verdi. Çok geçmeden bütün paraları bitince,
bohem hayata ayak uyduramayan karısı, Kopenhag'da yaşayan
annesinin evine döndü. Paul Gauguin'de peşi sıra gitti ama,
kayınpederinin yardımına muhtaç kalmak ona ağır geldi. Dört
çocuğunu karısına bırakarak, 9 yaşındaki oğlu Clavis'le
birlikte Paris'e döndü.
Hayatı
gün geçtikçe zorlaşıyordu Gauguin'in. Oğluna bakabilmek için
çok az bir ücret karşılığı duvarlara ilan yapıştırmaya
başladı. Ama açlık, soğuk ve alışık olmadığı bu yıpratıcı iş
onu kısa sürede yatağa düşürdü. Karısı da bu arada gelip
Clavis'i alınca acısı daha da arttı.
Gauguin, sağlığı biraz düzelince yaşamın daha ucuz olduğu
Bretagne bölgesine gitti. Köylü portreleriyle yine köy havası
taşıyan dini konularda resimler yapmaya başladı. 1887 yılında
ani olarak çocukluğunu geçirdiği ülkelere göç etmeye karar
verdi. Panama'ya gitti. O sıralarda yeni açılmakta olan ünlü
Panama Kanalı inşaatında; yoluna devam edebilmek için gerekli
parayı kazanabilmek umuduyla çalıştı. Kan- ter içinde kayaları
kırdı, taş taşıdı. Martinique'e vardı, ama korkunç bir hummaya
yakalandığı için çok geçmeden tekrar Fransa'ya dönmek zorunda
kaldı.
Paris'te birkaç ay evsiz, barksız, aç, sefil dolaştıktan sonra
eski bir dostu sayesinde birkaç tablosunu satabildi. Bunun
üzerine tekrar Bretagne'a, Port-Avent'e gitti. Artık başlı
başına bir sanat görünüşüne sahip bulunuyordu.
"Resim sulh ve sükun demektir. Hareket ifade eden her şeyi
silkip atmalı, konuyu statik hale getirmeli" derdi. Bu sözler
Paul Gauguin'in hem Mısır sanatına, hem de Baudelaire'e olan
eğilimini gösterir. Gerçekten de bu hisli şair, sanatın tümünü
bozan her gereksiz hareketi adeta suç sayardı. Gauguin'in, Van
Gogh'la Arles'da geçirdiği ve ünlü kulak kesme hikayesiyle
sonuçlanan günler işte bu zamanlara rastlar. "Arles'da Roma
Mezarlığı Sokağı" adlı eser, bu çağın eseridir.
Paul Gauguin, ömrü boyunca tabiat karşısında sehpa kurmadı,
bütün resimlerini hayal gücüyle yaptı. Ona göre bir sanatçı,
ancak kendi kendine yeni bir dünya yaratabilen insandı.
Böylece, Verlaine ve arkadaşları gibi, sembolist görüşünü
açıklamış oluyordu.
Bu
ada Gauguin, Bretagne'da yaptığı resimlerden birkaçını
Paris'te sattı. Güzel Sanatlar Bakanlığından Tahiti'ye kadar
bedava bir vapur bileti de alınca çoktandır özlemini çektiği
yerlere gidebilecekti.
23 Mart 1891'de ünlü Cafe Voltaire'de aralarında Mallarme'nin
de bulunduğu bir sembolist şairler topluluğu tarafından
şerefine bir veda ziyafeti düzenlendikten sonra yola çıktı; 8
Temmuz'da Papeete'ye vardı. Ama bu şehri fazla medeni bulduğu
için, adanın iç bölgesindeki Mataeis köyüne çekilerek, orada
on üç yaşında bir yerli kızı ile basit bir kulübede yaşamaya
başladı. Artık aradığını bulmuştu. İnsanüstü bir güçle
çalışıyordu. "Ia Orana Maria" ile "Arearea" bu devrin
eserleridir. İlk resim hristiyan yerlilerin din inancını
sembolize eden bir konudur.
Gauguin, bu medeniyetten uzak bölgede çok mutluydu. Ama güzel
günleri uzun sürmedi. Parası bitti, üstelik hastalandı.
Böylece 1893 yılında ister istemez tekrar Paris'e dönmek
zorunda kaldı. Bu defa işler umduğu gibi çıkmadı. Kendisine
karşı anlayış gösteren Güzel Sanatlar Bakanı değişmiş, halefi
ise resimlere bakmak ihtiyacını bile duymamıştı. Tahiti'de
büyük bir aşkla yaptığı resimleri hiç fiyatına sattı.
Bu arada iyi bir şey oldu ve amcasından kalan küçük bir miras
hızır gibi imdadına yetişti. Bu parayla kendine güzel bir
atölye kiraladı. Gauguin bu sırada Paris'te Annah adında
Javalı bir kızla tanıştı. Bir süre beraber yaşadılar. "Cavalı
Annah" işte bu çağın eseridir.
"ARSENİK İÇTİM ÖLMEDİM, SADECE ACIM ARTTI"
Ama
Anna da onu mutluluk getirmedi. Bir gün Annah ile Bretagne'a
gittiler. Pont-Aven'deki bir meyhanede kıza sataşan sarhoş
gemicilerle kavga eden Gauguin'in ayak bileği kırıldı.
Hastaneye kaldırıldı, bunu fırsat bilen Cavalı Annah da
evinden yükte hafif, pahada ağır ne varsa çalarak, gözden
kaybolmuştu.
| Paul Gauguin'e 57 trilyon
Ünlü ressam Paul Gauguin'in “Maternite (II)”
(Annelik II) adlı tablosu 39.2 milyon dolara (yaklaşık
57 trilyon 161 milyar lira) satıldı. Sotheby müzayede
salonunda yapılan satışta, adı açıklanmayan bir kişi
tarafından verilen bu fiyatın, Gauguin için bir rekor
olduğu belirtildi. Aynı müzayedede, Amedeo
Modigliani'nin 21 yaşındaki hamile sevgilisi Jeanne
Hebuterne'i resmettiği aynı adlı tablo da 31.3 milyon
dolara (45 trilyon 635 milyar lira) satıldı.
Monet tablosu 30 trilyona satıldı
Piet Mondrian'ın New York adlı bir tablosuysa 21 milyon
dolara (30 trilyon 618 milyar lira) alıcı buldu.
|
İşte bu olay Paul Gauguin'i öylesine sarstı ki,
Avrupa'yı bir daha dönmemek üzere terketmeye karar verdi.
Tekrar Tahiti'ye vardığı zaman kendisine ulaşan ilk haber,
kızı Aline'in ölümü oldu. Sakatlanmış olan ayağı gün geçtikçe
daha berbat bir hal alıyor, Paris'te bıraktığı resimler de hiç
alıcı bulamıyordu. Bu hayal kırıklığı içinde arsenik içerek
intihara teşebbüs etti; ama başaramadı.

Bu manevi işkence yıllarının en büyük sembolü "Nerden
Geldik, Neyiz, Nereye Gidiyoruz" adındaki dev kompozisyondur.

Sanatçının 1901 yılında dostu Charles Morice'e yazdığı
mektup bu kompozisyonun taşıdığı ruh hakkında yeteri kadar
fikir verebilir: "Ölmek istiyordum. Bu umutsuzluk içinde elime
geçen bir çuval parçasına bu konuyu bir çırpıda aktarıverdim.
Resmi imzalamaya elim varmadı. Arsenik içtim ama yine de
ölmedim. Sadece ıstırabım arttı..."

Bu
sırada "Le Sourire" adındaki dergide yayınlanan bir yazı
nedeniyle Tahiti'de de düşmanlar edindi. Tahiti valisi derhal
adayı terketmesini istedi. Sanatçı böylece, Marquess
takımadalarına bağlı Hiva Oa adasına giderek Atuana'da
yerleşti. Burada yeni bir hızla çalışmaya başladı. Ama
hastalık peşini bırakmıyordu. Kalbi rahatsızdı, ayakları
egzama içindeydi ve bütün vücudu kırılıyordu. Bu durum
sinirlerini de bozduğu için çok geçmeden misyoner rahiplerle
ve köy jandarmalarıyla yerlilerin hakkını savunmak bahanesiyle
kavga etmeye başladı. Bunun üzerine halkı isyana teşvik etmek
suçuyla tevkif edilerek üç ay hapis ve bin frank para cezasına
çarptırıldı. Tekrar kulübesine döndüğü zaman ruhen ve bedenen
perişan bir insandı. 1903 yılının 8 Mayıs günü de onu ziyarete
giden yerli dostu Tioka onun cansız bedeniyle karşılaştı.
www.grafiksaati.com
|
Paul Gauguin’i 100. Ölüm Yıldönümünde Anmak -
Otoportreler ve Portreler (7 Haziran 1848 - 8 Mayıs 1903)
“Sanat doğadan çıkarılan bir soyuttur.”

Çalınan tablolar tuvalette bulundu
İngiltere'nin Manchester Kenti'ndeki bir sanat
galerisinden önceki gün çalınan Van Gogh, Picasso ve
Gauguin'e ait üç tablo umumi bir tuvaletin arkasında
rulo halinde bulundu.

Whitworth sanat galerisinde kayıp olduğu belirlenen,
toplam değerinin yaklaşık 1 milyon sterlin olduğu tahmin
edilen Van Gogh'un 1878 tarihli ‘‘Paris’’, Picasso'nun
1903 tarihli ‘‘Yoksulluk’’ ve Gauguin'in 1891-1893'te
yarattığı ‘‘Tahiti’’ isimli tabloları, kimliği belirsiz
bir kişinin polise ihbarı sonucu ele geçirildi. Sanat
galerisinin yakınındaki bir tuvaletin arkasında bulunan
tablolar galeriye iade edildi ve zarar tespiti için
uzmanlar tarafından incelendi. |
“Bir tablonun yapımı nerede başlar nerede biter? İnsanın
içinde duygular kaynaşmaya başlayınca, bu duygular patlayınca
ve bütün düşünce yanardağdan çıkan lavlar gibi çıkıp taşınca
birdenbire yaratılan yapıtın çok keskin bile olsa büyük ve
insanüstü bir patlayışı değl midir bu? Usun bilinçli
hesaplarının bu patlayıştan öncesiyle bir ilgisi yoktur, ama
insanın içinde yapıtın ne zaman başladığını kim bilebilir? Bu
yapıt belki de bilinçsizliğin doğurduğu bir şeydir.”

“Beni düşündüren en önemli şey şudur: İyi bir yolda mıyım,
çalışmalarımda gelişme var mı, sanat hataları yapıyor muyum?
Çünkü maddeyle ilgili, tablo yapımıyla ve hatta tuvalin
hazırlanmasıyla ilgili sorunlar gerçekten en son planda yer
alır. Bunlar her zaman için düzeltilebilir değil mi? Oysa
sanat, derinleştirilmesi çok ince ve korkunç bir şey…”
Paul Gauguin (1)
Paul Gauguin’in resim serüveninin içerisinden seçilen 45
otoportre ve portre imgeleri onun insan ve ressam kimliği
üzerine oldukça aydınlatıcı bir bakış açısı kazanmamızı
sağlamaktadır. Ressamın profesyonel ressamlık yaşamı 1883 –
1903 yılları arasınde yirmi yıllık bir süre ile sınırlıdır;
ama o bu süreyi bir fırtına gibi yaşamış ve günümüze dek
uzanan etkiler ve çok farklı alanlarda kalıcı yapıtlar geride
bırakabilmeyi başarmıştır.
Sergide yer alan yapıtların 8 tanesi - ilki 40, sonuncusu 55
yaşında gerçekleştirdiği – otoportrelerdir; Vincent van
Gogh’un yaşamının son dört yılında 40 kadar otoportresini
gerçekleştirdiğini bildiğimizden, Gauguin’in 15 yılda
gerçekleştirdiği 8 portrenin fazla olmadığı dikkati
çekmektedir, ki bu otoportrelerin 3 tanesi alegorik
resimlerindeki İsa resimlerinin yüzleri olarak resmettiği
otoportreleridir; bu nedenle aslında gerçek anlamda sanatçının
5 otoportresini yaptığı da söylenebilir. Bu Van Gogh ile olan
karakter farklılığını, Gauguin’in baskın dışa dönük kimliğinin
de bir göstergesi sayılabilir. Ressamın belki de en ünlü
otoportresi olan “Les Miserables”ı Arles’te Van Gogh ile
beraber olduğu zaman diliminde gerçekleştirmesi de ilginçtir;
dolayısıyla bu yapıtın Hollandalı ressamın otoportre
konusundaki verimliliğinden etkilenmiş olduğu da söylenebilir.
Ressamlara İlham Veren Kadınlar
Sevgili-model ilişkisi yaşayan
sanatçılar arasında en üretkeni hiç şüphesiz Picasso.
Tatlı Olga, Marie-Therese için, o da kıvırcık saçlı,
uzun kirpikli Dora Maar için terk edildi, onları
Françoise Gilot ve Jaqueline Roque takip etti.
Komedyen Dali, karısı, sevgilisi, ilham kaynağı aynı
zamanda da modeli olan Gala'ya olan hayranlığını
gizlemiyor, uğruna elinden gelen herşeyi yapıyor ve
sözlerini övgüleriyle süslüyordu. Karısının binlerce
değişik görüntüsünü gerçeküstü bir dünyada yaratmıştı.
Gala ressamın hayatı boyunca fiziksel aşkı da
yaşayabildiği tek kadındı.
Henri De Toulousse-Lautrec (1864-1901)
Toulouse-Lautrec'nin modellerinin arasında Jane Avril ve
Yvette Guilbert bulunuyor. Fransız sanatçının
sevgilileri aynı zamanda resimleri için de ilham
kaynağıydı. Ünlü ressam stüdyosunda bir modelle
birlikte.
Paul Gauguin (1848-1903)
Ünlü ressamın Tahiti'de yaptığı tablo. Yerli modeller
ressamın aynı zamanda sevgilileri de oldu. Resimdeki
model daha 13 yaşındaydı.
Edouard Manet (1832-1883)
Her iki resimde yer alan çıplak kadın, Parisli
fahişelerden, beyaz teni ve kırmızı saçları ile
ressamların gözdesi olan Victorine Meurent.
Gustave Klimt (1862-1918)
Klimt model arkadaşı Emilie Folge için sadece platonik
bir aşk besledi. Resimde Eugenia Mada Primavesi çiçekler
arasında yer alıyor.
Salvador Dali (1904-1989)
Ressamın fiziksel ilişkide bulunduğu tek kadın ve
resimlerinin baş konusu olan karısı Gala onun hem
modeli, hem ilham kaynağı hem de sevgilisiydi.
Picasso (1881-1973)
İkinci karısı Jaqueline Roque ile birlikte. Ressamın
modeli ve sevgilisi olan Dora Maar'ın portresi.
|
Paul Gauguin’in portrelerinden bir bölümü de arkadaşı diğer
ressamların ve onların yakınlarının portreleridir, ve bunların
bir bölümü de o sanatçılara ithaf edilerek hediye
edilmişlerdir; Charles Laval, Madelaine Bernard, Vincent van
Gogh, Emile Schuffenecker(Aile portresi ve ayrıca iki çocuğunu
konu alan ikinci portre), Meyer de Haan portreleri gibi…
Dikiş Diken Nü (Modeli ilk karısı Mette olmalı.), Uyuyan
Çocuk(Kendi çocuklarından biri olmalı.), Madame Roulin(Van
Gogh’un portre çeşitlemelerini yaptığı postacının eşine
Gauguin’in yorumunu göstermesi açısından ilginç.), Oturan
Kadın Portresi (Sipariş bir portre olabilir.), Arles’te
Kahve(Yine van Gogh’un da resmini yaptığı bir model; bir
olasılık da Gauguin’in bu portreyi Van Gogh’un aynı konudaki
çalışmasından yola çıkarak gerçekleştirmiş olabileceğidir.)
Sanatçının annesi Aline’in fotograftan yararlanılarak
gerçekleştirilmiş portresi(Tahiti’de ressamın Tahiti stilinde
gerçekleştirilmiştir.), Bastonlu Yaşlı Adam, Fritz
Schneklud’un Portresi(Sipariş olabilir.), Dua eden Breton
Kadın, Javalı Annah, Genç Kız(Vaite Goupil Portresi - Sipariş
Portre), Yelpazeli Kadın gibi portreleri ressamın yaşamındaki
dönemlerinin belgeleri olarak değerlendirilebilecek, yaşamının
dönüm noktalarını da vurgulayan yapıtlardır.
Gauguin’in 1890’dan sonra yaptığı son portreleri büyük
kompozisyonlarının içerisinde yer alan Tahitili ve Markiz
adalı kadınları konu alır.
Bu çalışmalarda hristiyanlık
dininin tarihinin görsel belleği ile pagan Maori dininin bir
sentezinin ressamın en yakınındaki Tahitililerin “model”liği
aracılığı ile dilegetirilişi ile karşılaşırız.
“İçgüdülerim, kalbim ve aklımla çalişen hiçbir şeye
güvenmemeyi öğrendim. İlkel yaşantı benim için bir gençleşme
besini oldu.”(2) diye son dönemindeki yaşam ve sanat
yaklaşımını özetleyen Paul Gauguin’in otoportreleri ve
portrelerini kronolojik sırada toplu olarak incelediğimizde,
onun yaşamının tüm ilgi alanlarından beslenerek ve büyük
ölçüde yalnızca sezgilerine kulak vererek oluşturduğu kendine
özgü resim dilininin gelişimini de izleyebilmekteyiz.
(1) Moran, Adli; Manet’ten Picasso’ya 20 Çağdaş Ressam, Akşam
Kitap Kulübü Serisi No. 23, İstanbul 1966, Tan Matbaası.
(2) Gauguin, Paul; Noa- Noa(Türkçesi Kemal Kandaş), Oda
Yayınları, Şubat 1984, s. 109
www.grafiksaati.com
Son Yorumlarınız
Nafiye Yılmazer -Güzel
Çok güzel olmuş hele müziğini çok beğendim
|
|
Paul Gauguin'in resimleri
|
Paul Gauguin- Painting
|
Dikiş Diken Nü, 1880
Uyuyan Çocuk, 1884
Charles Laval’in Profili ve Natürmort, 1886
Madeleine Bernard’ın Portresi, 1888
Otoportre ”Sefiller”, 1888
Madame Roulin, 1888
Van Gogh Ayçiçeklerini Boyuyor, 1888
Arles’te Kafe, 1888
Schuffenecker Ailesi, 1889
İki Çocuk Portresi (Paul ve Jean Schuffenecker), 1889
La Belle Angele, 1889
Otoportre, 1889
İsa Zeytinlikte, 1889
“Nirvana”- Meyer de Haan’ın Portresi, 1890
Oturan Kadın Portresi, 1890
Sarı İsa’lı Otoportre, 1890
Sanatçının Annesi Aline, 1890
Vahine No Te Tiare (Bir Çiçek ve Kadın), 1891
Yemek, 1891
Te Faaturama (Düşünen Kadın), 1891
Nafea Faa Ipoipo? (Benimle Ne Zaman Evleneceksin?), 1892
Kumsalda İki Kadın, 1891
Aha oe Feii? (Ne! Kıskandın mı?), 1892
Vahine No te Vi (Mango’lu Kız), 1892
Merahi Metua no Tehamana (Tehemana’nın Bir Çok Atası Var),
1893
Ea haere ia oe? (Nereye Gidiyorsun?), 1893
Bastonlu Yaşlı Adam, 1893
Şapkalı Otoportre, 1893-1894
Fritz Schneklud’un Portresi, 1894
Javalı Annah Portresi, 1893
Dua Eden Breton Kadını, 1894
Golgotha Yakınında Otoportre, 1896
Genç Kız Portresi (Vaite Goupil), 1896
Vahşi Şiirler, 1896
Sanatçının Portresi Arkadaşı Daniel’e ithaflı, 1896
Vairumuti, 1897
“Nereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz? - Yaşlı Kadın
ve Genç Kadın - Ayrıntı, 1897
“Nereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz? - Meyva
Toplayan Adam - Ayrıntı, 1897
“Nereden Geliyoruz? Neyiz? Nereye Gidiyoruz? - Oturan Üç
Kadın ve Uyuyan Çocuk - Ayrıntı, 1897
Üç Tahitili, 1898
Tahitili Kadın ve Erkek Çocuk, 1899
Bedenlerinin Altını, 1901
Yelpazeli Kadın, 1902
İlkel Öyküler, 1902
Otoportre, 1903 |
Nude Study, 1880
Sleeping Boy, 1884
Still Life with Profile of Charles, 1886
Portrait of Madelaine Bernard, 1888
Self-Portrait “Les Miserables”, 1888
Madame Roulin, 1888
Van Gogh Painting Sunflowers, 1888
Café at Arles, 1888
The Schuffenecker Family, 1889
Portrait of Two Children – (Paul and Jean Schuffenecker),
1889
La Belle Angele, 1889
Self-Portrait, 1889
Christ in The Garden of Olives, 1889
“Nirvana”- Portrait of Meyer de Haan, 1890
Portrait of Seated Woman, 1890
Self-Portrait with Yellow Christ, 1890
Portrait of the Artist’s Mother, 1890
Vahine No Te Tiare (Woman with a Flower), 1891
Las Repas, 1891
Te Faaturama (The Brooding Woman), 1891
Nafea Faa Ipoipo? (When Will You Marry?), 1892
Two Women on the Beach, 1891
Aha oe Feii? (What! Are You Jealous?), 1892
Vahine No te Vi (Woman with Mango), 1892
Merahi Metua no Tehamana (Tehemana Has Many Ancestors), 1893
Ea haere ia oe? (Where are you going?), 1893
Old Man with Staff, 1893
Self-Portrait with Hat, 1893-1894
Portrait of Fritz Schneklud, 1894
Portrait of Annah the Javanase, 1893
Breton Woman in Prayer, 1894
Self-Portrait Near Golgotha, 1896
Portrait of A Girl (Vaite Goupil), 1896
Pagan Poems, 1896
Portrait of the Artist, Dedicated to his Friend Daniel, 1896
Vairumuti, 1897
Where Do We Come From? What Are We? Where Are We Going? -
Old Woman and Young Woman - Detail, 1897
Three Tahitians, 1898
Tahitian Woman and Boy, 1899
And the Gold of Their Bodies, 1901
Woman with Fan, 1902
Primitive Tales, 1902
Self - Portrait, 1903 |
|
Ressamlar Ana Sayfasına Geri Dönmek İçin
Tıklayınız
Giriş,
Magazin,
Neler Oluyor Bize,
Hayatın
İçinden,
Grafik Saatinden,
Gazete
Manşetleri,
Arşiv,
Ressamlar
grafiksaati.com/,
grafiksaati.blogspot.com/,
GrafikVeMuzik.blogspot.com,
tevfikelcioglu222.blogspot.com/
|